nedoş
30.04.08, 11:20 AM
İşçiler, hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için sendikalar ve dernekler kurdular. Bu örgütler, önce genellikle yalnızca bir bölgeyi ve işkolunu kapsıyordu. Daha sonra, bir ülkede bütün işkollarında çalışan işçilerin bir araya geldiği sendikalar oluşturuldu. Ekmek ve demokrasi mücadelesi, işçileri daha üst düzeyde birliklere zorladı.
İşçiler, hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kendi lehlerine kanunlar çıkarılmasını istemeye başladılar. Devletin ve siyasal iktidarın, işverenlerin istedikleri gibi at oynattıkları bir düzene izin vermemesini istediler. Bu isteklerini siyasal iktidara kabul ettirebilmek için de gösteriler, yürüyüşler, mitingler düzenlediler, grevler yaptılar.
Yaklaşık 150 yıl kadar önceleri, dünyanın çeşitli ülkelerinin işçilerinin en önemli talebi, günlük çalışma süresinin azaltılmasıydı.
Karlarını mümkün olduğunca artırmaya çalışan sermayedarlar, birçok işyerinde günlük çalışma süresini 15-16 saate kadar yükseltmişlerdi.
Yaşayabilmek için bir başkasının işyerinde ücretli olarak çalışmak zorunda kalan ve bir araya gelip hakkını arayamayan birçok işçi, 35-40 yaşlarına geldiğinde tükenip, ölüyordu.
1850'li yıllardaki işçilerin hayali, günde 8 saat çalışabilmekti. Bu işçiler, 24 saatlik günün 8 saatinde çalışmak, 8 saatinde dinlenmek ve eğlenmek ve 8 saatinde de uyuyabilmek istiyorlardı.
Bu isteklerine bazı ülkelerde de ulaştılar. Örneğin, Yeni Zelanda'da bir şirkette daha 1848 yılında 8 saatlik işgünü uygulanmaya başladı. 1855 yılında Avustralya'da bir eyalette duvarcılar günde 8 saatlik çalışma hakkını elde ettiler. Bu mücadeleler sonucunda 19. yüzyılın ortalarında Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de günlük çalışma süresini 10 saate indiren yasalar kabul edildi.
1860'lı yıllarda ise özellikle Amerika Birleşik Devleri'nde günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi için dernekler kuruldu ve grevler yapıldı. Birinci Enternasyonal'in 1866 yılında toplanan kongresinde de yasal günlük çalışma süresinin 8 saat olması talep edildi.
İşçi sınıfının sekiz saatlik işgünü talebi ile 1 Mayıs arasında ilişki kurulması ilk kez 1867 yılında gerçekleşti. Amerika Birleşik Devletleri'nin Şikago kentinde 10 bini aşkın işçi 1 Mayıs 1867 Çarşamba günü 8 saatlik işgünü için büyük bir yürüyüş yaptı.
1870'li ve 1880'li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Avrupa ülkelerinde günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi ve işçileri koruyucu mevzuatın çıkarılması ve uygulanması talepleri gündemdeydi. Özellikle 1880'li yıllarda bu ülkelerin işçi sınıfları toplumsal ve siyasal yaşamda ağırlıklarının duyurmaya başladılar. Birçok ülkede ilk önemli grevler bu dönemde gerçekleşti.
Japonya'daki ilk büyük ve önemli grev 1882 yılında Tokyo tramvay işçilerince yapıldı. 1885 yılında Çarlık Rusyası'nda büyük grevler oldu. 1886 yılında Fransa kömür madeni işçileri greve gitti. 1884 yılından 1886 yılına kadar Amerika Birleşik Devletleri'nde 22 bin işyerinde 1 milyondan fazla işçinin katıldığı grevler yapıldı.
Bu grevlerin büyük bir çoğunluğunda işçilerin taleplerinin başında çalışma süresinin 8 saate indirilmesi yer alıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nde bazı ücretliler için günlük çalışma süresini 8 saate indiren yasaların kabulü ve ancak bunların gerektiği gibi uygulanmaması, 8 saatlik işgünü mücadelesine daha da güç verdi.
1880'li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nde iki önemli işçi örgütlenmesi vardı. Bir tarafta, üye sayısı fazla olan ve vasıflı-vasıfsız tüm işçileri üye yapan Emek Şövalyeleri, diğer tarafta çoğunlukla vasıflı işçilerin örgütlendiği Örgütlü Meslek ve İşçi Sendikaları Federasyonu bulunuyordu.
Örgütlü Meslek ve İşçi Sendikaları Federasyonu, 1884 yılı Ekim ayındaki kongresinde, 8 saatlik işgünü talebiyle 1 Mayıs 1886 tarihinde ülke çapında grevler ve gösteriler düzenleme kararı aldı. Emek Şövalyeleri örgütü buna karşı çıktıysa da, bu kuruluşun bazı şubeleri bu talebi haklı bularak destekledi.
1886 yılının ilk aylarında 8 saatlik işgünü için büyük grevler oldu. Nisan ayının sonlarına gelindiğinde, 130 bin dolayında işçi, grevler sayesinde 8 saatlik işgününü elde etmişti.
1 Mayıs 1886 tarihinde Milwaukee'de polis göstericilerin üzerine ateş açtı ve dokuz kişi öldürüldü. Ancak bu tür baskılara rağmen 1 Mayıs 1886 tarihinde Amerika'daki gösterilere yaklaşık 400 bin işçi katıldı. Şikago'da 40 bin dolayında işçinin gösteri yürüyüşü ve grevi ise, en önemli olaylardandı. Şikago'da 21 bin işçi 17 Nisan'da ve 25 bin işçi 25 Nisan'da gösteri yürüyüşü yapmıştı. Bu yürüyüşlerin hiçbirinde olay çıkmadı.
3 Mayıs 1886 günü ise Şikago'daki McCormick tarım araçları fabrikasının (adı daha sonra International Harvester oldu) önünde toplanan birkaç yüz grevci işçiye polis tarafından ateş açıldı. Bu işyerinde Şubat ayından beri grev sürüyordu ve işveren polis desteğiyle grevkırıcıları çalıştırıyordu. Polisin bu saldırısında altı işçi öldürüldü.
8 saatlik işgünü için ülke çapında kampanya sürdürülürken polisin bu saldırısıyla altı işçinin ölmesi üzerine, 4 Mayıs 1886 günü Şikago'da Samanpazarı meydanında bir protesto gösterisi düzenlendi.
Gösteri olaysız bir biçimde sürerken, polis, gösteriyi dağıtmak için saldırdı. Bu arada, kimin tarafından atıldığı hala belirlenemeyen bir bomba, iki polisin hemen, altı polisin ise aldıkları yaralar nedeniyle daha sonra ölmesine neden oldu. Polisin açtığı ateş üzerine de en az on kişi öldü.
Atılan bomba bahane edilerek, Şikago'da işçi gösterilerini düzenleyenlerden anarşist düşünceyi savunan (anarkosendikalist) 8 sendikacı tutuklandı. Yapılan yargılamada, tutuklananların atılan bomba ile hiçbir şekilde bağlantılı olduğu gösterilemedi.
Ancak, bu dönemde Amerika Birleşik Devletleri'nde yaratılan işçi ve sendika düşmanı hava nedeniyle, jüri, zanlıları suçlu kabul etti. Samanpazarı'ndaki olaylara ilişkin mahkeme kararı adil değildi. Chicago'da 1 Mayıs günü Parsons'un önderliğinde bazı iddialara göre 40, bazı iddialara göre 80 bin kişinin katıldığı bir yürüyüş yapılmıştı; ancak herhangi bir olay çıkmamıştı. Ayrıca, 4 Mayıs gösterisini düzenleyenler sosyalist veya komünist değil, anarşistti. August Spies, ABD'de Almanca olarak yayımlanan bir anarşist gazetesinin (Arbeiter Zeitung) yayın yönetmeniydi. Zanlıların jüri tarafından suçlu bulunmasında en önemli belge, 4 Mayıs 1886 günlü mitingin çağrısıydı. İlanın ilk biçiminde, "işçiler, silahlanın ve tüm gücünüzle gelin" sözleri yer alıyordu. Spies, provokasyon korkusuyla bu cümleye karşı çıktı. Bu cümle metinden çıkarıldı. Ancak diğer bir matbaada basılan bildirilerin tümü imha edilemedi. Zanlılar aleyhindeki en önemli kanıt, bu bildiri oldu.
Mahkemede 8 sendikacıdan 7'sini idama mahkum etti. İdama mahkum edilen 5 kişinin cezaları onaylandı, ikisinin cezaları ömürboyu hapse çevrildi. Cezaları onaylananlardan Louis Lingg infaz öncesinde intihar etti veya öldürüldü. George Engel, Adolph Fischer, Albert Parsons ve August Spies 11 Kasım 1887 tarihinde idam edildiler.
Bu olaylardan altı yıl sonra, 1893 yılında, eyalet valisi John Peter Altgeld hapiste bulunan 3 kişiyi affetti. Diğer taraftan Samanpazarı meydanında barışçı göstericilere saldırı emrini veren polis yetkilileri Bonfield ve Schaack ise 1899 yılında görevlerini kötüye kullanmaktan meslekten ihraç edildiler.
4 Mayıs 1886 tarihindeki Şikago olaylarından sonra, işçilerin 8 saatlik işgünü ve işçi lehine diğer alanlarda yasalar çıkarılması konusundaki mücadelesi durmadı.
Örgütlü Meslek ve İşçi Sendikaları Federasyonu bu arada Amerikan İşçi Federasyonu (AFL) adını almıştı. Amerikan İşçi Federasyonu'nun 1888 yılında yapılan kongresinde, Marangozlar Sendikası'nın öncülüğünde ve diğer tüm sendikaların desteğiyle, 8 saatlik işgünü için bir mücadelenin başlatılması kararlaştırıldı. Bu gösteriler 1 Mayıs 1890 tarihinde yapılacaktı.
Bu arada bir başka girişim, 1 Mayıs'ı yalnızca 8 saatlik işgünü ve temel sendikal haklar için mücadele günü olmaktan çıkararak, işçi sınıfının uluslararası birliği ve dayanışmasını gündeme getirdi.
1888 yılında Londra'da toplanan bir başka uluslararası işçi kongresinde ise, Belçika delegesi Anseele, en temel işçi haklarının tanınması için uluslararası işçi hareketinin gücünün gösterilmesini sağlayacak gösterilerin yapılmasını önerdi. Bu gösteriler için öngörülen tarih ise 1889 yılı Mayıs ayının ilk Pazar günüydü. Bu önerge daha sonra değiştirildiyse de, bilinebildiği kadarıyla, uluslararası işçi hareketinin birlik ve dayanışma günü olarak 1 Mayıs'ın kutlanması konusundaki ilk girişim budur.
Çeşitli ülkelerdeki işçi hareketlerinin temsilcileri 1889 yılında Paris'te uluslararası bir toplantı düzenlediler ve İkinci Enternasyonal'i oluşturdular.
Bu toplantıda, Şikago olaylarına hiç değinilmeden, günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi ve işçi hakları konusunda Paris Kongresinde kabul edilen diğer kararların siyasal iktidarlara kabul ettirilmesi için aynı günde ve zamanda bütün ülkelerde büyük bir uluslararası gösteri düzenlenmesi kararlaştırıldı. Amerikan İşçi Federasyonu'nun 1888 kongresinde alınan karar uyarınca 1 Mayıs 1890 tarihinde böyle bir gösteri yapacağı belirtilerek, uluslararası gösteri gününün de 1 Mayıs 1890 olması kararlaştırıldı.
İkinci Enternasyonal'in 1889 yılında Paris'te yapılan ilk kongresinde, ABD Sosyalist İşçi Partisi delegesi J.F.Busche, işgününün kısaltılması için her yıl gösterilerin düzenlenmesi amacıyla belirli bir günün saptanmasını önerdi. Çeşitli tarihler üzerinde görüşme yapıldı. Busche, Amerikan Emek Federasyonu'nun bu amaçla 1 Mayıs 1890 günü gösteriler düzenleyeceğine işaret etti. Fransız Sendikalar Federasyonu yöneticilerinden Raymont Lavigne bu öneriyi destekledi. Alınan kararda şöyle deniliyordu:
"1 Mayıs 1890 Günü Uluslararası Gösteri. Tüm ülkelerde ve kentlerde aynı zamanda, üzerinde anlaşma sağlanan aynı günde işgününü sekiz saate yasal olarak indirmek için işçilerin kamu yetkililerinin karşısında güçlerini göstermeleri ve Paris Uluslararası Kongresi'nin diğer kararlarının uygulanması için belirli bir tarihte büyük bir uluslararası gösteri örgütlenecektir. Amerikan Emek Federasyonu'nun 1888 Aralık'ın St.Louis'de düzenlenen kongresinde 1 Mayıs 1890 tarihinde benzer bir gösterinin düzenlenmesine daha önceden karar verilmiş olduğu gözönüne alınarak, uluslararası gösteriler için de bu tarih kabul edilecektir. Değişik ülkelerin işçileri kendi ülkelerinin özel durumlarının ortaya çıkardığı koşullara göre bu gösteriyi gerçekleştireceklerdir."
1 Mayıs, ülkesi, milliyeti, siyasal görüşü, dini, mezhebi, anadili, mesleği, cinsiyeti, yaşı ne olursa olsun bütün işçilerin ekmek-barış-özgürlük ve demokrasi için birlikte mücadele ettikleri, birbirleriyle dayanışmalarını gösterdikleri ve gövde gösterisi yaptıkları gün oldu.
1 MAYIS NE DEĞİLDİR ?
1917 yılındaki Rus ihtilalinden sonra uluslararası işçi hareketinde büyük bir bölünme yaşandı. İşçi sınıfının birlik-beraberlik ve uluslararası dayanışma günü olan 1 Mayıs'lar, Komünist Partisi'nin ve Kızıl Ordu'nun gövde gösterisi yaptığı bir gün haline dönüştürüldü. Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin öncülüğünü kabul eden diğer ülke komünist partileri de 1 Mayıs'ı gerçek özünden oldukça farklı bir biçimde kutladılar. Komünistlerle anarşistlerin ittifak içinde olduğu günlerde, 1 Mayıs'ın tarihi çarpıtılarak, Şikago'da öldürülen anarkosendikalist sendikacılara gönderme yapıldı. Halbuki, 1 Mayıs'ın kutlanmasına ilişkin ilk kararda Şikago olayları gündeme alınmamıştı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Soğuk Savaş döneminde bu anlayış daha da etkili oldu. İşverenler ve onlardan yana siyasal iktidarlar ise, işçi sınıfı hareketini bölmek için komünist partilerinin bu yanlışından alabildiğine yararlandılar. 1 Mayıs'ın komünistlerin bayramı olduğu iddia edildi. 1 Mayıs'ta anarşi ve terör olacağı ileri sürülerek, işçilerin evlerinde oturmaları veya işyerlerinde sessiz-sakin çalışmaları istendi.
İşçi sınıfıyla hiç bağları olmadığı halde işçi sınıfı adına hareket ettiğini ileri süren bazı gruplar, 1 Mayıs'larda bireysel eylemler yaptıkça, işverenlerin yalanları görünüşte haklı çıktı. Birçok durumda ise, bazı karanlık güçler, 1 Mayıs günleri kışkırtıcı ajanlar kullanarak olaylar çıkarttılar ve böylece işçi sınıfının gövde gösterisi yapmasını engellemeye çabaladılar.
İşçiler, hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kendi lehlerine kanunlar çıkarılmasını istemeye başladılar. Devletin ve siyasal iktidarın, işverenlerin istedikleri gibi at oynattıkları bir düzene izin vermemesini istediler. Bu isteklerini siyasal iktidara kabul ettirebilmek için de gösteriler, yürüyüşler, mitingler düzenlediler, grevler yaptılar.
Yaklaşık 150 yıl kadar önceleri, dünyanın çeşitli ülkelerinin işçilerinin en önemli talebi, günlük çalışma süresinin azaltılmasıydı.
Karlarını mümkün olduğunca artırmaya çalışan sermayedarlar, birçok işyerinde günlük çalışma süresini 15-16 saate kadar yükseltmişlerdi.
Yaşayabilmek için bir başkasının işyerinde ücretli olarak çalışmak zorunda kalan ve bir araya gelip hakkını arayamayan birçok işçi, 35-40 yaşlarına geldiğinde tükenip, ölüyordu.
1850'li yıllardaki işçilerin hayali, günde 8 saat çalışabilmekti. Bu işçiler, 24 saatlik günün 8 saatinde çalışmak, 8 saatinde dinlenmek ve eğlenmek ve 8 saatinde de uyuyabilmek istiyorlardı.
Bu isteklerine bazı ülkelerde de ulaştılar. Örneğin, Yeni Zelanda'da bir şirkette daha 1848 yılında 8 saatlik işgünü uygulanmaya başladı. 1855 yılında Avustralya'da bir eyalette duvarcılar günde 8 saatlik çalışma hakkını elde ettiler. Bu mücadeleler sonucunda 19. yüzyılın ortalarında Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de günlük çalışma süresini 10 saate indiren yasalar kabul edildi.
1860'lı yıllarda ise özellikle Amerika Birleşik Devleri'nde günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi için dernekler kuruldu ve grevler yapıldı. Birinci Enternasyonal'in 1866 yılında toplanan kongresinde de yasal günlük çalışma süresinin 8 saat olması talep edildi.
İşçi sınıfının sekiz saatlik işgünü talebi ile 1 Mayıs arasında ilişki kurulması ilk kez 1867 yılında gerçekleşti. Amerika Birleşik Devletleri'nin Şikago kentinde 10 bini aşkın işçi 1 Mayıs 1867 Çarşamba günü 8 saatlik işgünü için büyük bir yürüyüş yaptı.
1870'li ve 1880'li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Avrupa ülkelerinde günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi ve işçileri koruyucu mevzuatın çıkarılması ve uygulanması talepleri gündemdeydi. Özellikle 1880'li yıllarda bu ülkelerin işçi sınıfları toplumsal ve siyasal yaşamda ağırlıklarının duyurmaya başladılar. Birçok ülkede ilk önemli grevler bu dönemde gerçekleşti.
Japonya'daki ilk büyük ve önemli grev 1882 yılında Tokyo tramvay işçilerince yapıldı. 1885 yılında Çarlık Rusyası'nda büyük grevler oldu. 1886 yılında Fransa kömür madeni işçileri greve gitti. 1884 yılından 1886 yılına kadar Amerika Birleşik Devletleri'nde 22 bin işyerinde 1 milyondan fazla işçinin katıldığı grevler yapıldı.
Bu grevlerin büyük bir çoğunluğunda işçilerin taleplerinin başında çalışma süresinin 8 saate indirilmesi yer alıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nde bazı ücretliler için günlük çalışma süresini 8 saate indiren yasaların kabulü ve ancak bunların gerektiği gibi uygulanmaması, 8 saatlik işgünü mücadelesine daha da güç verdi.
1880'li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nde iki önemli işçi örgütlenmesi vardı. Bir tarafta, üye sayısı fazla olan ve vasıflı-vasıfsız tüm işçileri üye yapan Emek Şövalyeleri, diğer tarafta çoğunlukla vasıflı işçilerin örgütlendiği Örgütlü Meslek ve İşçi Sendikaları Federasyonu bulunuyordu.
Örgütlü Meslek ve İşçi Sendikaları Federasyonu, 1884 yılı Ekim ayındaki kongresinde, 8 saatlik işgünü talebiyle 1 Mayıs 1886 tarihinde ülke çapında grevler ve gösteriler düzenleme kararı aldı. Emek Şövalyeleri örgütü buna karşı çıktıysa da, bu kuruluşun bazı şubeleri bu talebi haklı bularak destekledi.
1886 yılının ilk aylarında 8 saatlik işgünü için büyük grevler oldu. Nisan ayının sonlarına gelindiğinde, 130 bin dolayında işçi, grevler sayesinde 8 saatlik işgününü elde etmişti.
1 Mayıs 1886 tarihinde Milwaukee'de polis göstericilerin üzerine ateş açtı ve dokuz kişi öldürüldü. Ancak bu tür baskılara rağmen 1 Mayıs 1886 tarihinde Amerika'daki gösterilere yaklaşık 400 bin işçi katıldı. Şikago'da 40 bin dolayında işçinin gösteri yürüyüşü ve grevi ise, en önemli olaylardandı. Şikago'da 21 bin işçi 17 Nisan'da ve 25 bin işçi 25 Nisan'da gösteri yürüyüşü yapmıştı. Bu yürüyüşlerin hiçbirinde olay çıkmadı.
3 Mayıs 1886 günü ise Şikago'daki McCormick tarım araçları fabrikasının (adı daha sonra International Harvester oldu) önünde toplanan birkaç yüz grevci işçiye polis tarafından ateş açıldı. Bu işyerinde Şubat ayından beri grev sürüyordu ve işveren polis desteğiyle grevkırıcıları çalıştırıyordu. Polisin bu saldırısında altı işçi öldürüldü.
8 saatlik işgünü için ülke çapında kampanya sürdürülürken polisin bu saldırısıyla altı işçinin ölmesi üzerine, 4 Mayıs 1886 günü Şikago'da Samanpazarı meydanında bir protesto gösterisi düzenlendi.
Gösteri olaysız bir biçimde sürerken, polis, gösteriyi dağıtmak için saldırdı. Bu arada, kimin tarafından atıldığı hala belirlenemeyen bir bomba, iki polisin hemen, altı polisin ise aldıkları yaralar nedeniyle daha sonra ölmesine neden oldu. Polisin açtığı ateş üzerine de en az on kişi öldü.
Atılan bomba bahane edilerek, Şikago'da işçi gösterilerini düzenleyenlerden anarşist düşünceyi savunan (anarkosendikalist) 8 sendikacı tutuklandı. Yapılan yargılamada, tutuklananların atılan bomba ile hiçbir şekilde bağlantılı olduğu gösterilemedi.
Ancak, bu dönemde Amerika Birleşik Devletleri'nde yaratılan işçi ve sendika düşmanı hava nedeniyle, jüri, zanlıları suçlu kabul etti. Samanpazarı'ndaki olaylara ilişkin mahkeme kararı adil değildi. Chicago'da 1 Mayıs günü Parsons'un önderliğinde bazı iddialara göre 40, bazı iddialara göre 80 bin kişinin katıldığı bir yürüyüş yapılmıştı; ancak herhangi bir olay çıkmamıştı. Ayrıca, 4 Mayıs gösterisini düzenleyenler sosyalist veya komünist değil, anarşistti. August Spies, ABD'de Almanca olarak yayımlanan bir anarşist gazetesinin (Arbeiter Zeitung) yayın yönetmeniydi. Zanlıların jüri tarafından suçlu bulunmasında en önemli belge, 4 Mayıs 1886 günlü mitingin çağrısıydı. İlanın ilk biçiminde, "işçiler, silahlanın ve tüm gücünüzle gelin" sözleri yer alıyordu. Spies, provokasyon korkusuyla bu cümleye karşı çıktı. Bu cümle metinden çıkarıldı. Ancak diğer bir matbaada basılan bildirilerin tümü imha edilemedi. Zanlılar aleyhindeki en önemli kanıt, bu bildiri oldu.
Mahkemede 8 sendikacıdan 7'sini idama mahkum etti. İdama mahkum edilen 5 kişinin cezaları onaylandı, ikisinin cezaları ömürboyu hapse çevrildi. Cezaları onaylananlardan Louis Lingg infaz öncesinde intihar etti veya öldürüldü. George Engel, Adolph Fischer, Albert Parsons ve August Spies 11 Kasım 1887 tarihinde idam edildiler.
Bu olaylardan altı yıl sonra, 1893 yılında, eyalet valisi John Peter Altgeld hapiste bulunan 3 kişiyi affetti. Diğer taraftan Samanpazarı meydanında barışçı göstericilere saldırı emrini veren polis yetkilileri Bonfield ve Schaack ise 1899 yılında görevlerini kötüye kullanmaktan meslekten ihraç edildiler.
4 Mayıs 1886 tarihindeki Şikago olaylarından sonra, işçilerin 8 saatlik işgünü ve işçi lehine diğer alanlarda yasalar çıkarılması konusundaki mücadelesi durmadı.
Örgütlü Meslek ve İşçi Sendikaları Federasyonu bu arada Amerikan İşçi Federasyonu (AFL) adını almıştı. Amerikan İşçi Federasyonu'nun 1888 yılında yapılan kongresinde, Marangozlar Sendikası'nın öncülüğünde ve diğer tüm sendikaların desteğiyle, 8 saatlik işgünü için bir mücadelenin başlatılması kararlaştırıldı. Bu gösteriler 1 Mayıs 1890 tarihinde yapılacaktı.
Bu arada bir başka girişim, 1 Mayıs'ı yalnızca 8 saatlik işgünü ve temel sendikal haklar için mücadele günü olmaktan çıkararak, işçi sınıfının uluslararası birliği ve dayanışmasını gündeme getirdi.
1888 yılında Londra'da toplanan bir başka uluslararası işçi kongresinde ise, Belçika delegesi Anseele, en temel işçi haklarının tanınması için uluslararası işçi hareketinin gücünün gösterilmesini sağlayacak gösterilerin yapılmasını önerdi. Bu gösteriler için öngörülen tarih ise 1889 yılı Mayıs ayının ilk Pazar günüydü. Bu önerge daha sonra değiştirildiyse de, bilinebildiği kadarıyla, uluslararası işçi hareketinin birlik ve dayanışma günü olarak 1 Mayıs'ın kutlanması konusundaki ilk girişim budur.
Çeşitli ülkelerdeki işçi hareketlerinin temsilcileri 1889 yılında Paris'te uluslararası bir toplantı düzenlediler ve İkinci Enternasyonal'i oluşturdular.
Bu toplantıda, Şikago olaylarına hiç değinilmeden, günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi ve işçi hakları konusunda Paris Kongresinde kabul edilen diğer kararların siyasal iktidarlara kabul ettirilmesi için aynı günde ve zamanda bütün ülkelerde büyük bir uluslararası gösteri düzenlenmesi kararlaştırıldı. Amerikan İşçi Federasyonu'nun 1888 kongresinde alınan karar uyarınca 1 Mayıs 1890 tarihinde böyle bir gösteri yapacağı belirtilerek, uluslararası gösteri gününün de 1 Mayıs 1890 olması kararlaştırıldı.
İkinci Enternasyonal'in 1889 yılında Paris'te yapılan ilk kongresinde, ABD Sosyalist İşçi Partisi delegesi J.F.Busche, işgününün kısaltılması için her yıl gösterilerin düzenlenmesi amacıyla belirli bir günün saptanmasını önerdi. Çeşitli tarihler üzerinde görüşme yapıldı. Busche, Amerikan Emek Federasyonu'nun bu amaçla 1 Mayıs 1890 günü gösteriler düzenleyeceğine işaret etti. Fransız Sendikalar Federasyonu yöneticilerinden Raymont Lavigne bu öneriyi destekledi. Alınan kararda şöyle deniliyordu:
"1 Mayıs 1890 Günü Uluslararası Gösteri. Tüm ülkelerde ve kentlerde aynı zamanda, üzerinde anlaşma sağlanan aynı günde işgününü sekiz saate yasal olarak indirmek için işçilerin kamu yetkililerinin karşısında güçlerini göstermeleri ve Paris Uluslararası Kongresi'nin diğer kararlarının uygulanması için belirli bir tarihte büyük bir uluslararası gösteri örgütlenecektir. Amerikan Emek Federasyonu'nun 1888 Aralık'ın St.Louis'de düzenlenen kongresinde 1 Mayıs 1890 tarihinde benzer bir gösterinin düzenlenmesine daha önceden karar verilmiş olduğu gözönüne alınarak, uluslararası gösteriler için de bu tarih kabul edilecektir. Değişik ülkelerin işçileri kendi ülkelerinin özel durumlarının ortaya çıkardığı koşullara göre bu gösteriyi gerçekleştireceklerdir."
1 Mayıs, ülkesi, milliyeti, siyasal görüşü, dini, mezhebi, anadili, mesleği, cinsiyeti, yaşı ne olursa olsun bütün işçilerin ekmek-barış-özgürlük ve demokrasi için birlikte mücadele ettikleri, birbirleriyle dayanışmalarını gösterdikleri ve gövde gösterisi yaptıkları gün oldu.
1 MAYIS NE DEĞİLDİR ?
1917 yılındaki Rus ihtilalinden sonra uluslararası işçi hareketinde büyük bir bölünme yaşandı. İşçi sınıfının birlik-beraberlik ve uluslararası dayanışma günü olan 1 Mayıs'lar, Komünist Partisi'nin ve Kızıl Ordu'nun gövde gösterisi yaptığı bir gün haline dönüştürüldü. Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin öncülüğünü kabul eden diğer ülke komünist partileri de 1 Mayıs'ı gerçek özünden oldukça farklı bir biçimde kutladılar. Komünistlerle anarşistlerin ittifak içinde olduğu günlerde, 1 Mayıs'ın tarihi çarpıtılarak, Şikago'da öldürülen anarkosendikalist sendikacılara gönderme yapıldı. Halbuki, 1 Mayıs'ın kutlanmasına ilişkin ilk kararda Şikago olayları gündeme alınmamıştı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Soğuk Savaş döneminde bu anlayış daha da etkili oldu. İşverenler ve onlardan yana siyasal iktidarlar ise, işçi sınıfı hareketini bölmek için komünist partilerinin bu yanlışından alabildiğine yararlandılar. 1 Mayıs'ın komünistlerin bayramı olduğu iddia edildi. 1 Mayıs'ta anarşi ve terör olacağı ileri sürülerek, işçilerin evlerinde oturmaları veya işyerlerinde sessiz-sakin çalışmaları istendi.
İşçi sınıfıyla hiç bağları olmadığı halde işçi sınıfı adına hareket ettiğini ileri süren bazı gruplar, 1 Mayıs'larda bireysel eylemler yaptıkça, işverenlerin yalanları görünüşte haklı çıktı. Birçok durumda ise, bazı karanlık güçler, 1 Mayıs günleri kışkırtıcı ajanlar kullanarak olaylar çıkarttılar ve böylece işçi sınıfının gövde gösterisi yapmasını engellemeye çabaladılar.