PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Knidos anadolu'daki pompei


just like heaven
23.03.07, 08:57 AM
[Linkleri görmek için üye olmalısınız...] ([Linkleri görmek için üye olmalısınız...])



Datça Yarımadası'nın ucunda küçük, sevimli bir antik kent Knidos...Antikçağ'da ünlü çıplak Afrodit heykeline ev sahipliği yapmış, Homeros'un epik dilinde "güzel saçlı kraliçe", diye söz edilen Demeter'iyle ün salmış, adı hep aşk ve cinsellik söylentilerine karışmış bir yerleşme. M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren, eskiçağ tarihinin ve arkeolojinin görkemli bir kenti diye anılıyor.

[Linkleri görmek için üye olmalısınız...] ([Linkleri görmek için üye olmalısınız...])


Bilim, mimarlık ve sanatın kenti

Antik çağda Kap Krio olarak bilinen Deveboynu Burnu’nda yer alan Knidos, muhteşem konumuyla bölgenin en güzel antik kentlerinden biri. Datça’ya 40 kilometre mesafedeki Knidos’a vardığınızda, yarımadanın en uç noktasındasınız demektir. Bir yanınız Ege Denizi, bir yanınız Akdeniz’dir. Antik çağın en ünlü ve zengin kentlerinden biri olan Knidos, sadece Akdeniz’deki gemilerin rotası üzerinde stratejik bir konuma sahip olmakla kalmayıp aynı zamanda, bilim, mimarlık ve sanatta ileri, kozmopolit bir kentti. Knidos’ta, ünlü matematikçi, astronom, fizikçi, mimar ve yasa koyucu Eudoksos, doktor Euryphon, ünlü ressam Polygnotos ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos yaşadı. Hatta kent altın çağında, Kos’taki önemli tıp merkeziyle rekabet edebilecek bir tıp okuluna da sahipti.

Önemli bir liman kenti olan Knidos, mal alıp satmak ya da açık denizdeki kötü hava koşullarından korunmak isteyen gemilerin uğrak yeriydi. Ancak kentin efsaneleşmesinin nedeni, bugün dünyada birçok kopyası olmasına rağmen orijinali bulunamamış, çıplak Knidos Afroditi heykeli... Heykeltıraş Praksiteles’in M.Ö. 4. yüzyılda yaptığı bu eserin ünü, dünyada çıplak olarak tasarlanmış, ilk kült Afrodit heykeli olmasından kaynaklanıyor.

O dönemde büyük cüret gerektiren ve yenilik getiren bir sanat eseri olarak kabul edilen bu heykelin hikayesi şöyle; Kos Adası’nın siparişi üzerine, Praksiteles iki Afrodit heykeli yapar. O zamana kadar tanrı heykelleri tamamıyla çıplak yapılır ancak tanrıça heykelleri hafif de olsa örtülü olurdu. Praksiteles’in heykellerinden biri çırılçıplaktır ve ada halkı bunu çok müstehcen bularak geri çevirir. Oysa Knidoslular heykeli beğenmiştir ve bunu satın alarak, kentin en yüksek terasına, Ege’den ve Akdeniz’den görülecek şekilde yerleştirirler. Ünlü tarihçi Lusien, banyodan yeni çıkmış ve elinde giysisini tutan Afrodit hakkında şunları söyler; ‘’Güzelliğini hiçbir şey örtmemiş, sol elinin eğimiyle kapadığı yerden başka.’’

[Linkleri görmek için üye olmalısınız...] ([Linkleri görmek için üye olmalısınız...])


Zamanla ünü yayılan çıplak Knidos Afroditi, ticaretten daha güçlü bir gelir kaynağı haline gelir. Afroditi görmek için buraya sadece sanat severler değil aynı zamanda binlerce turist akın etmeye başlar. Adeta bir hac yeri haline gelen bu tapınakta, hacılar ritüellerini, tapınakta çalışan fahişelerle tamamlarlar. Knidos’un bu kadar ünlenmesinin ardından, bugün benzerlerine turistik bölgelerdeki tezgahlarda rastladığımız erotik tasvirli hediyelik eşyaların ziyaretçiler tarafından satın alındığını, yazılı kaynaklardan öğreniyoruz.

Ekonomik sıkıntıya düşen Knidoslulara, Bitinya Kralı Nikomedos, borçlarını ödeme karşılığında Afrodit heykelini satın almayı teklif eder. Bunun üzerine bir halk oylaması yapılır ancak sonuçta halk bunu kabullenmez. Aristotales ‘’gerçek demokrasi Knidos’tadır’’ diyerek burada başlayan erken demokratik hareketin altını çizmiştir. Heykelin kayboluşu, Bizans İmparatoru Theodosius’un, çok tanrılı inanç tapınaklarını kapattığı günlere dayanır. İmparator, heykeli tapınaktan söktürüp İstanbul’daki Lausos Sarayı’na götürür. Afrodit heykelinin, M.S. 5. yüzyılda çıkan bir yangında yok olduğuna inanıldığı gibi, Bizanslılar tarafından parçalandığına inananlar da var.

Tabelalar, çok iyi olmasa da, bunlara göre antik kent içinde kendi turunuzu yapabilirsiniz. Gişeden (08:00’den günbatımına kadar açık) girer girmez sağınızda iyi durumda bir Hellenistik tiyatro, solunuzda yatların demirlediği güney limanı var. Teraslar halindeki antik kentin kalıntılarına tımanırken, aniden önünüze çıkacak çukurlara dikkat. 1987 yılından beri kazıların devam ettiği ören yerinde, iki tiyatro, agora, Apollon Tapınağı ve Sunağı, güneş saati, Demeter Kutsal Alanı ve odeon kalıntılarını görmek mümkün. Geriye pek fazla bir şey kalmamış olsa da, biraz hayalgücüyle, muhteşem bir manzaraya hakim, yuvarlak planlı tapınağın ortasındaki aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in heykelinin, uzun bir deniz yolculuğunun ardından buraya varanların gözündeki ihtişamını tahmin etmeniz zor olmayacak. Hatta bu noktadan günbatımını seyrettikten sonra, Afrodit’in böylesine ünlenmiş olmasına daha da hak vereceksiniz.


Mitoloji...

[Linkleri görmek için üye olmalısınız...] ([Linkleri görmek için üye olmalısınız...])

Knidos'ta çıkarılan kandillerin çoğunda sevişen çiftler resmedilmiş


Cinselliğin uluorta konuşulamadığı Antikçağ'da, insanlar özgürce fanteziler kurabilecekleri yeri, Knidos olarak belirliyorlar. Öyle ki, bu cinsellik gizli, ancak çok da heyecan verici bir şekilde yaşanıyordu. Genelev kalıntıları, Knidos'taki cinsel yaşamı günümüze taşıyan en önemli bulgular. O çağlarda genelevleriyle ün yapan kent, uzak diyarlardan gelen gemiciler ve Arap tacirlerin uğrak yerine dönüşüyor.

Eski kaynaklarda, herkesin giremediği, kentin yasak bölgesi ilan edilen bir bölümden bahsediliyor. Tam bir şehvet noktası kabul edilen bu alan, sokakta ve yerlerde sevişenlere, kadın kılığına girmiş erkeklere, ağır makyajlı, dönemine göre bol dekolteli kadınlara mekânlık ediyordu.
Böyle bir ortam olur da bunun ticaretini yapmak için ortaya kimse çıkmaz mı? Knidoslular, gemicilere en güzel kadınları sunup, açık saçık resimlerle süslü kandiller satarak, bugünün sanal pornografisinin yolundaki ilk adımları atmışlar. O dönemlerde çok rağbet gören bu kandillere, günümüzdeki Knidos kazılarında sıkça rastlanıyor. Bu kandillerin üstünü süsleyen resimler, günümüzün cüretkâr pornografik resimlerine taş çıkartıyor.

Antikçağ yazarlarının eserlerinde de bu kandil turizminden bahsediliyor. Ünlü matematikçi, astronom ve filozof Eudoksos, dönemin en önemli heykeltıraşları Faroslu Skopas ile Bryaksis, İskenderiye Feneri'nin mimarı Sostrates, Pers kralını amansız bir hastalıktan kurtaran hekim Ktesias, Knidos'ta yaşamış adlar... Homeros ve Thukydides , eserlerinde bu antik kentin yeri hakkında bilgi veren yazarlar arasında yer alıyorlar.



[Linkleri görmek için üye olmalısınız...] ([Linkleri görmek için üye olmalısınız...])

Devekuşu ile Satyr'in birleşmesi


Güzellik ve seks ilahesi olarak tarihe damgasını vurmuş Afrodit'in yeri ise ayrı bir özellik taşıyor. Bugün Knidos'ta, dillere destan Afrodit heykelinin tozuna bile rastlamak mümkün değil.

Zamanın ünlü yontucusu Praksiteles'in beyaz, sert mermerden yaptığı eser, tanrıça Afrodit'in ilk çıplak heykeli. Kendinden emin, hafif açık dudaklarındaki tebessümle tüm cazibesini gözler önüne seren, çıplak, güzelliğiyle insanları mest eden bir heykel... Bu şaheser, o dönemin tüccarlarının seks pazarı için de bulunmaz bir fırsata dönüşmüş.

M.S. 2. yüzyılda yaşayan Pseudo Lukianas, "Erotes" adlı kitabında, bir yolculuğu sırasında dostu Kharikles ile Knidos'a uğradığını, dostunun Afrodit heykelini görünce nasıl hayran kaldığını anlatıyor: "Kharikles tanrıçaya doğru yürüdü ve onu ıslak dudaklarıyla öpmeye başladı. Uzun süre sarıldı ve kendinden geçti. Tanrıça ile adeta bütünleşmişti..."

Praksiteles, yonttuğu heykelin canlı gibi algılandığını fark edince, heykeli civardaki adalarda yaşayanlara satmak istemiş. Ama, heykel çıplak olduğu için kimse almaya cesaret edememiş. Ancak, Knidoslular heykeli görür görmez bunun kaçırılmaz bir fırsat olduğunu anlamışlar ve seks pazarında işlerine çok yarayacağını düşünerek satın almışlar. Heykeli, Afrodit Tapınağı'nın en güzel yerine koyarak, yine ticari bir zihniyetle kullanmaya başlamışlar.

Afrodit Tapınağı, heykel sayesinde öteki tapınaklardan daha çok rağbet görür hale gelmiş ve bu çırılçıplak güzelliği her cephesinden seyretme isteği, Knidos'a akını bir kat daha artırmış. Antikçağda, kentin ileri gelenlerinin güzel kızları, tanrı vergisi bu estetiklerine şükran duygularını sunmak için, kendilerini bir süre Afrodit Tapınağı'na adar ve bu süre içinde tapınağı ziyaret edenlere vücutlarını ikram ederlerdi.


[Linkleri görmek için üye olmalısınız...] ([Linkleri görmek için üye olmalısınız...])

Zeus ile Leda


Nitekim, Afrodit Tapınağı'ndaki ayinlerle ilgili pek çok anlatı var. Pseudo Lukianas bu efsanevi öykülerden birini şöyle anlatıyor:


"Afrodit Tapınağı, normal tapınaklardan farklı olup, ön ve arkada iki giriş kapısı bulunuyordu. Böylece isteyen, tanrıçayı hem önden hem arkadan izleyebiliyordu. Biz de tanrıçayı tüm yönleri ile izlemek için arka kapıya gittik. Büyük bir hayranlıkla tanrıçayı izlemeye doymuştuk. Tam oradan ayrılmak üzereyken bacağının birinde leke gördük. Bu temiz bir giysinin üstündeki pis bir lekeyi anımsatıyordu. Mermerin parlayan, düz, olgunlaşmış yüzeyinde bu leke çok çirkin görünüyordu. İlk önce mermerin içindeki bu siyah lekenin doğal bir hata olduğunu düşündüm.

Bu sırada yanımızda duran tapınağın görevli kadının dikkatini çekmiş olacak ki, bize ilginç bir olay anlattı. Buna göre, kentin saygın ailelerinden birinin genç oğlu, Afrodit Tapınağı'nı çok sık ziyaret etmeye, bazen gününü tapınakta geçirmeye başlamış. Sabahları çok erken saatte tapınağa gelir, güneş battıktan sonra da istemeye istemeye eve dönermiş. Sonuçta, bu genç tanrıçaya aşık olmuş. Günlerini, aralıksız olarak bıkmadan usanmadan tanrıçanın karşısında oturarak, tanrıçayı hayranlıkla, aşk ateşi ve şehvetle seyrederek, bir yandan da ünlü yontucu Praksiteles'e hayranlık duyarak ve onu baştanrı Zeus seviyesinde onurlandırarak geçirirmiş.

Bir gün tapınakta saklanmış ve kapılar görevliler tarafından kapatıldıktan sonra, tanrıça ile baş başa kalmış. Arzu ve isteklerinin sınırsızlığa ulaştığı o gece, tanrıçayla şehvetli bir aşk yaşamış. Şehvetin sonucunda Afrodit'in bacağında oluşan bu leke ertesi gün fark edilmiş. Gizlice kaybolan gence ne olduğu bilinmiyor. Yalnız, saygın bir aileye mensup olduğundan, adı önce gizli tutuluyor ve zamanla da unutuluyor...


Antikçağlarda adı seks merkezine çıkan Knidos, dünyanın çeşitli yerlerinden ünlülerin mesken tuttukları bir yer halini aldı. Kentin büyüsüne kapılanlar ve kentte yaşanan aşk öykülerini bilenler, burayı sınırsız cinselliğin merkezi olarak kabul ediyorlar.



Zaman tünelinde Knidos...


Heykelin, yıllar sonra, bir Bizans imparatoru tarafından İstanbul'a götürüldüğü ve birçok kopyasının yapıldığı rivayet ediliyor. Knidos'ta yapılan kazılarda, heykelden en ufak bir parça bile bulunamadı. Bütün bu ihtişamdan geriye, sadece, kalp şeklinde mermer kolonlardan oluşan bir yol kalmış durumda.

Knidoslu Demeter'in dramatik efsanesinde de, Anadolu'nun Pompei'sinden yansımalar görmek mümkün. Tanrıların tanrısı baba Zeus, tanrılar hiyerarşisindeki rakipsiz konumuna karşın, karısı Hera ile olan evliliği dışında pek çok aşklar yaşamasıyla ünlü. Ölümlülerden bile gözüne kestirdiği, canının çektiği bir kadını aklına koyunca hiçbir engel tanımaz, ona sahip olurdu.
Binlerce yıl öncesinin Olympos sosyetesinde yüzyılımızın "uçkur gate" olaylarının bin beteri ve her türlüsü, Helen tanrıları arasında da vardı anlaşılan. Kimsenin ses çıkaramadığı bu büyük seks skandallarının değişmez başrol oyuncusu da, ne ilginçtir ki, "gökleri titreten, yeri göğü hallaç pamuğu gibi atan" Zeus'tu... Sarışın örgülü saçlı, sağlıklı ve güzel bir tanrıça olan Demeter'le yaşadığı macerayı ve kızı Pershephone'nin doğuşunu Hesiodos şöyle anlatıyor: "Demeter'in de yatağına girdi Zeus, canlıları doyuran, tarlalar tanrıçasının... Ak kollu Persephone'yi doğurdu Demeter..."

Heykelin, yıllar sonra, bir Bizans imparatoru tarafından İstanbul'a götürüldüğü ve birçok kopyasının yapıldığı rivayet ediliyor. Knidos'ta yapılan kazılarda, heykelden en ufak bir parça bile bulunamadı. Bütün bu ihtişamdan geriye, sadece, kalp şeklinde mermer kolonlardan oluşan bir yol kalmış durumda.

Knidoslu Demeter'in dramatik efsanesinde de, Anadolu'nun Pompei'sinden yansımalar görmek mümkün. Tanrıların tanrısı baba Zeus, tanrılar hiyerarşisindeki rakipsiz konumuna karşın, karısı Hera ile olan evliliği dışında pek çok aşklar yaşamasıyla ünlü. Ölümlülerden bile gözüne kestirdiği, canının çektiği bir kadını aklına koyunca hiçbir engel tanımaz, ona sahip olurdu.
Binlerce yıl öncesinin Olympos sosyetesinde yüzyılımızın "uçkur gate" olaylarının bin beteri ve her türlüsü, Helen tanrıları arasında da vardı anlaşılan. Kimsenin ses çıkaramadığı bu büyük seks skandallarının değişmez başrol oyuncusu da, ne ilginçtir ki, "gökleri titreten, yeri göğü hallaç pamuğu gibi atan" Zeus'tu... Sarışın örgülü saçlı, sağlıklı ve güzel bir tanrıça olan Demeter'le yaşadığı macerayı ve kızı Pershephone'nin doğuşunu Hesiodos şöyle anlatıyor: "Demeter'in de yatağına girdi Zeus, canlıları doyuran, tarlalar tanrıçasının... Ak kollu Persephone'yi doğurdu Demeter..."

Antikçağlarda adı seks merkezine çıkan Knidos, dünyanın çeşitli yerlerinden ünlülerin mesken tuttukları bir yer halini aldı. Kentin büyüsüne kapılanlar ve kentte yaşanan aşk öykülerini bilenler, burayı sınırsız cinselliğin merkezi olarak kabul ediyorlar.



Resimlerle...

[Linkleri görmek için üye olmalısınız...] ([Linkleri görmek için üye olmalısınız...])



[Linkleri görmek için üye olmalısınız...] ([Linkleri görmek için üye olmalısınız...])



[Linkleri görmek için üye olmalısınız...] ([Linkleri görmek için üye olmalısınız...])



[Linkleri görmek için üye olmalısınız...] ([Linkleri görmek için üye olmalısınız...])