melankoli
14.08.07, 18:07 PM
bir "düş"le başlar her şey
(ya da biter...)
İNSAN ANCAK ÖZLEMİŞSE YANLIZDIR..!!
Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.
İNSANLAR ;
onlara ne söylediğinizi unutabilir
İNSANLAR ;
onlara ne yaptığınızıda unutabilir
AMA ,
İNSANLAR ;
onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla
UNUTMAZLAR...
Yılların akıp gitmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.
Arkadaşlar melekler gibidir, bizi ayağa kaldırırlar kanatlarımız uçmayı unutunca.
Ne başlangıç ne de son vardır.
Dün tarihtir.
Yarın bulmaca.
Bugün hediyedir.
Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş...
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda...
Her ne beklentide iseniz,hayattaki güzellikleri o şekilde yaşayın ki mutluluklarımız,gelecekte anımsadığımızda bile tekrar yaşarcasına duygulandırsın bizi...
Uzaklar sizi yıldırmasın,
Unutmayın güneşin doğduğu,
Her yere gidebilirsiniz,
Yeterki yüreğiniz karanlıga gömülmesin...
Yaşamak güne dokunmaktır..
Sen kendini önemsediğin anlarda yıldızlara dokunabilirsin..
Gecenin dinginliği, gündüzün hareketi.
Renklerin en güzeli, çiçeklerin en tazesi...ve bu sevdanın sebebi... Gülüşündür...
Üşürdü Gözlerinde Laleler
Soluğu yetmemiş bütün sevdaların yitik aşkla yüzleşmesinde
Bütün renkler uyumsuz yaşadılar asırlarca ruhlarında aşkları
Sessizliğin özleme sarılıp yattığı kahırlı ve ilençli gecelerde
Sivri bir bıçak doğrardı yürekte hiç açılamayan sarı laleleri
Sesinin turkuvaz özleminden bir sıyrılabilsem yalnızlığıma ve sana olan dirayetsizliğime aldırmazdım. Karalayıp karalayıp bir kenara tutuşturduğun sözlerimi bir bütünleyebilsen, anılarına bir daha dönüp bakmazdın. Gece utangaçtır kadınım, giysileri ayağa düşen bir yosmadır. Soğuk odalarda aşkı kutsamazsan soluğunla hasreti sonsuza dek giyecek bir hastadır. Ben senin yokluğunda düşlerimi gülüşlerinle birlikte ısıttım, ama yüreğim ağlamaklı kaldı kadınım.
Bilmelisin ki, duruşuna inanmadığımız hiçbir pozda yansımamızı beğenmeyiz. Fırtınası yürekten gönüle taşan, an gelip aşkı yazanları bile ağlatan özlem sarılışlarından bile kaçar yürek. Ak kağıtlara damlayan gecelerin sözcükleri kurulanmadan, yeni düşünüşlerle kavrulmalara savrulur garip yürek. Sadece yüreğin değil kadınım. Seni sevmeme, sana bağlanmama biliyorum ki, en fazla gözlerin sebep.
Peçetelere düşürürdün kimi göz yaşlarını. Mor gülüşlerin kaldırımlarında yürür, rengi içimde biçimlenen eksizlerinin mutluluğunda hasretlere düşerdim. Ansız bir sepken gibi üşürdüm ellerini özleyince. Yüreğinin dereleri içimdeki denizlere yönelir, lirik bir yürek dağlamasının sorgularında, yüreğimi gönlünün sularında yıkardım.
Yelkenini şişirdikçe biz hüznün, matrak bir hava dolardı içimize. Yamalı düşlerin geri dönüşüm ağrılarında sözün ülkesine sürerdik aşklarımızı. Yalnızlığımıza yetmeyen ve içimizdekileri asla söndürmeyen sevda gözlerinde çorak umutlarımızı arardık. Ömür kıvrak bir rakkase gibi dönerdi önümüzde, sancılı başkaldırılarla.
Kimi özgürlük, ya da çok sevmenin kayıplarını konuşurduk güneşi uğurlarken biz. Dalgalar bizi dinler, martılar balıkların geçişini seyrederdi parlak sularda. Eski sevdalar ara ara yoklardı bizi, ellerimiz bakışlarımızdan sıkılınca. Sardıkça birbirimizi rüzgarın bile avuçlarını ısıttık biz. Damacana bakışlarla dingin resimlerde öyküler derdik. Her ayrılığın öpüşlerinden gözyaşlarımızın kapaklarını açtık.
Oysa, sen üşüdükçe bir yanım eksik düşerdi gözlerine. Ertelenmiş, belki de hiç söylenmemiş sözler gibi bakışlarına tutunurdum. Serüvenleri dilde biçimlenen, öpüşlerle güçlenen ve şiirlerle dillenen bütün sevda denemeleri, başlığı en sona bırakılan yazıtlarca tiz çığlıklara dönerdi sırtını.
Okkalarca altının serpiştirildiği, onlarca yüreğin ellerini ve terlerini sıvadığı görkemli saraylarda aşksız gölgeler dolaştı geceleri. Mermer yalnızlıklarıyla ışığa baktı, boş odaları, avluları voltaladı. Ne içinin gölgelerini sevdi, ne de ruhunu görebildi. Göz yaşlarının sarmalında ömrü boyunca mecnun gibi, hiç olmayacak Leylasını aradı.
Denizlerin yıldızları ağırladığı, göklerin kendi göz yaşını silemediği ve en çok da gözlerinde sevdiğim bir hayatın çok uzak bir kentinde bitimsiz halaylara durdum seninle. Görkemli saraylarda, mavi yansımaların düştüğü avlularda sessiz resimler çizdim senden habersiz. Çekince ellerini ellerimden gecenin yakasından tuttum, silkeledim bütün sahte kalabalıkları ve şiirler yazdım sana, artınca martıların çığlıkları.
Ezberlenmesi zor bütün şarkıların zehirli sözlerinde yasak bir mevsimin senfonisiydi yaşadığımız. Alaturka sahnelerde ellerimiz utangaç replikleri karıştırırken, kimliğini kaybetmiş anlamsızlıklarda el yordamıyla araladık renkli mekanları. Her sırrın bir gün kendine döndüğü, her yanlışın doğruyu bulduğu aşkın sevda bahçelerinde 'üşürdü gözlerinde senin laleler'
Gül ve Mektup
Merhaba,
Mutluluğun hasreti ve bir sebebi.
Merhaba, İki gözüm, fırtınam
Sesimin ve sevgimin yankısı
Merhaba, son limandaki gül
Yağmur yüklü bulutum,
Suya hasret toprağım.
Merhaba, acım, tatlım,
Ve karanlık gecede ay…
Yoksun, penceremde yağmur taneleri, sokaklar boş ve dargın, uzaklara dalmışım, suskun ve yorgunum, huzursum.
Yoksun, kapımı kim çalar bu vakitte? Akşam çoktan olmuş, bir hayal midir seni beklemek ve gelmeni düşlemek, yoksa bir rüya mıdır, uyanılması güç?
Yoksun, odam soğuk ve sessiz, takatim yok yerimden kalkmaya, korku kol geziyor, acıkmışım susamışım.
Sen yoksun diye kim bilir, kaç yıldız saymışım hasrete ve özleme dair, kaç buluta ayrılık dolu isimler vermişim kavuşmaya dair?
Sen yoksun diye kim bilir, kaç bardak çayımı soğutmuş içmemişim, sen yoksun diye kim bilir, kaç şiir karalamış, kaç aşk romanını yarım bırakmış, kaç gece uykusuz kalmışım?
Gönlümün en ıssız yerlerinde, en tenha sokaklarında, el değmemiş koylarda sana ait ve sevdana ait ve hasretine ait cümleler biriktirdim. Her bir cümleyi ruhumla besledim, sevdiğin şarkılarla avuttum, onca zaman büyüttüm duyarsın, hissedersin, tebessüm eder sevinirsin diye.
Yürüyorum uzun yollar boyu, insanlar gelip geçiyor yanımdan, kimisi dokunuyor omzuyla, dönüp bakmıyorum, bu insan selinin, anlamsız kalabalığın ortasında yalnızlığımı hissediyorum ve yudumluyorum ama isyan da etmiyorum. Yürümeme bir anlam yüklüyorum; Yürümek sana doğru, koşmak sana doğru, adımlarımın yönü sana doğru diye düşünüyorum. Çocuklar gibi seviniyor, kanat çırpıyorum.
Nerede olduğunu ve ne yaptığını tahmin ediyor, şu anda kafandan ne geçtiğini, ne söylediğini, bulmaya çalışıyor başladığım bu oyunu devam ettirip gidiyorum. Uzun ve derin düşüncelere dalıyorum bazen, başka bir alemin kapısındayım sanki, güneş gibi ay gibi gerçek diyorum ama sen yoksan zaten, dünyamıza geri dönüyorum.
Hayat tüm heybetiyle ve acımasıyla ve acımasızlığıyla devam ediyor. Günlere hükmümüz yok, zamana gücümüz yetmiyor. Sevdamı diri, hasretimi canlı tutmaya çabalıyorum. Yıkılmaktan korkuyor ama dimdik ayakta kalabilmekte zorlanıyorum. Ümidimi inancımdan ve sevdamdan ve ruhumdan ve aşkımdan ve benliğimden alıyorum.
Yıkılma ve yıkma İki Gözüm, acı sende tat bulsun son sözüm, hüzün sende derman görsün gül yüzlüm…
Çöz Avuçlarımdaki Büyüyü
Her gece, göğsümün duvarlarına efsane gülüşlerinle oturur, sallarsın aşk salıncağında
Her gece, mavi denizlerimden sular taşırsın sen, yakamoz öpüşlerinle gönül yapıma
Her gece, rüzgarlara direnen mum ışığıma bir gölge,bir bilge olursun perde yüreğinle
Bakışlarınla hüzün bir söğüt gölgesine serer çarşafını ve sen sokulursun ruhuma, koynuma
Ben seni düşündükçe kuyulardan tohumlar çıkarır, ekerim aşk çiçeklerini gökyüzü tarlalarına.
Adına söylenmiş, ruhuna bestelenmiş bütün şarkılardan bir sevgi kulesi kurarak seni gözlemeye başladım sevda kalemizde. Kımız acıların kadehleri şerefine kalkıyor, yaman yalnızlığıma kılıç sallıyorum seni düşündükçe. Elveda dediğim tüm sevdaları tıkarak zindanlarına gözyaşı mendilimi yıkıyorum pınar gözlerinde.
Ne zaman dilinden bir sözcük düşse seninle tamlanıyorum. Rüzgarın getirdiği bir çiçek tohumu oluyorsun bende. Ne zaman dilinden düşen bir harf olsan yüreğini yazıyor kalemim, buzlar çözülüyor sarkıtlarımdan. Ne zaman incecik dallarına tutunsam kanıyor zaman kapsülleri ve ıslanıyorum şiirlerinden. Yüzümü mavi gülüşlerin yalıyor, seneler asırlar ekleniyor ömrüme, sen ne zaman dudaklarıma eğilsen.
Bakışlarının ödüllerini kaybettiğim anlarda içimde yüzlerce çocuk ağlar ve eksik kalmış bir roman gibi köşelere atılırım. Sesinin kristal zerreciklerini hissetmediğim an, ele avuca sığmaz bir pervane böceği olur, yoksul evlerin karanlıklarında saklanırım. Sevinçlerim eskirse yüreğinde, karartma gecelerine döner odam, sarmaşıklar ağar yorgun penceremden, menekşelerin rengi silinir yüreğimden.
Sınırlarımın seni çevreleyen yaklaşımlarında duruşlarımın ve susuşlarımın kapsülleri patlamakta günlerdir. Bu deniz ülkesinde dalgaları çağırarak çarpamazsın şiirlerime. Beni vuracaksa gözlerin vursun. Ben senin için karanlık bir gök altında çiçeklerle bezeli bir dünyayı yaşıyorum. Bir yaz akşamıdır kadehimizden dökülen sözcük damlalarımız ve ıslatır ellerimizi tutkumuz. Pembe yüzünde öfken yeşerirken bulutlarını kovarım göz yaşlarımla tapılası yüreğinden. Göğüm senin, gülüşlerin benim olur birden öpmelere doyamam ateş topu dudaklarından.
Her gece, göğsümün duvarlarına efsane gülüşlerinle oturur, sallarsın aşk salıncağında. Her gece, mavi denizlerimden sular taşırsın sen, yakamoz öpüşlerinle gönül yapıma. Her gece, rüzgarlara direnen mum ışığıma bir gölge,bir bilge olursun perde yüreğinle. Bakışlarınla hüzün bir söğüt gölgesine serer çarşafını ve sen sokulursun ruhuma, koynuma. Ben seni düşündükçe kuyulardan tohumlar çıkarır, ekerim aşk çiçeklerini gökyüzü tarlalarına.
Yüreğimizdeki renk cümbüşlerine binlerce çocuk salarak denizleri ve kuşları çiziyoruz parklarımızın duvarlarına. Yaşamıyoruz diye bizi yok sayanlar, sevişmiyoruz diye yüzümüze kapanan kapıları direnç yumruklarımızla dövmedik mi, kilitlerini sevgi gürzümüzle, öpüşlerimizle kırmadık mı? . Biz sarıldıkça menekşeler büyür kuytularda ve her gece bir çiçeğin tohumu oluruz. Gözlerimizdeki kör kuyular ve yüreğimizdeki sularla göl olur, ırmaklara dökülür, denizlere dolarız bu aşk atlasında.
Unutulmaz sevinçlerin coşkularında yeryüzünün tüm mavilerini kucağına taşırdım senin. Seni sevdikçe dalgalarına koyardı başını ayrılıklar. Seni soluklamak için yeniden körükledim şu yorgun yüreğimi ve göğsündeki koruk üzümlerle yürüyorum sevgi bağlarına. Al beni kuytu derelerine, çiğne bedenimi yeni sevinçlerle.Uyansın yeryüzünün tüm böcekleri, gözlerindeki yağmur göllerinde birlikte çekelim bu aşkın küreklerini
Sensiz susuşlarımın akrep duruşlarında yelkovan dönüşler yaparım gecelerimin hasret saatlerinde. Omzundaki yüklere bir sırt verebilsem, terini silebilsem diyorum dinginliği aradığın anlarda. Öpüp öpüp dudaklarıma sürüyorum pamuk ellerini, koklamalara doyamadığım saçlarını, sarmalara sevdalandığım bedenini kucaklamak ister gibi.
Koparılmış nice takvim yapraklarına bir daha bakmak istemez insan. Yarınların tespihleri çekilirken ömür koltuğunda bir daha gelmez dünkü nisan. Avuçlarımızdaki büyü, yüreğimizdeki kor alev ve düşlerimizdeki mevsimlere koşuyorum seni her özlediğimde. Ömrümün takvimleri seninle tamlanıyor, ruhumun ateşleri aşkınla harlanıyor çünkü bir tanem.
(ya da biter...)
İNSAN ANCAK ÖZLEMİŞSE YANLIZDIR..!!
Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.
İNSANLAR ;
onlara ne söylediğinizi unutabilir
İNSANLAR ;
onlara ne yaptığınızıda unutabilir
AMA ,
İNSANLAR ;
onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla
UNUTMAZLAR...
Yılların akıp gitmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.
Arkadaşlar melekler gibidir, bizi ayağa kaldırırlar kanatlarımız uçmayı unutunca.
Ne başlangıç ne de son vardır.
Dün tarihtir.
Yarın bulmaca.
Bugün hediyedir.
Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş...
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda...
Her ne beklentide iseniz,hayattaki güzellikleri o şekilde yaşayın ki mutluluklarımız,gelecekte anımsadığımızda bile tekrar yaşarcasına duygulandırsın bizi...
Uzaklar sizi yıldırmasın,
Unutmayın güneşin doğduğu,
Her yere gidebilirsiniz,
Yeterki yüreğiniz karanlıga gömülmesin...
Yaşamak güne dokunmaktır..
Sen kendini önemsediğin anlarda yıldızlara dokunabilirsin..
Gecenin dinginliği, gündüzün hareketi.
Renklerin en güzeli, çiçeklerin en tazesi...ve bu sevdanın sebebi... Gülüşündür...
Üşürdü Gözlerinde Laleler
Soluğu yetmemiş bütün sevdaların yitik aşkla yüzleşmesinde
Bütün renkler uyumsuz yaşadılar asırlarca ruhlarında aşkları
Sessizliğin özleme sarılıp yattığı kahırlı ve ilençli gecelerde
Sivri bir bıçak doğrardı yürekte hiç açılamayan sarı laleleri
Sesinin turkuvaz özleminden bir sıyrılabilsem yalnızlığıma ve sana olan dirayetsizliğime aldırmazdım. Karalayıp karalayıp bir kenara tutuşturduğun sözlerimi bir bütünleyebilsen, anılarına bir daha dönüp bakmazdın. Gece utangaçtır kadınım, giysileri ayağa düşen bir yosmadır. Soğuk odalarda aşkı kutsamazsan soluğunla hasreti sonsuza dek giyecek bir hastadır. Ben senin yokluğunda düşlerimi gülüşlerinle birlikte ısıttım, ama yüreğim ağlamaklı kaldı kadınım.
Bilmelisin ki, duruşuna inanmadığımız hiçbir pozda yansımamızı beğenmeyiz. Fırtınası yürekten gönüle taşan, an gelip aşkı yazanları bile ağlatan özlem sarılışlarından bile kaçar yürek. Ak kağıtlara damlayan gecelerin sözcükleri kurulanmadan, yeni düşünüşlerle kavrulmalara savrulur garip yürek. Sadece yüreğin değil kadınım. Seni sevmeme, sana bağlanmama biliyorum ki, en fazla gözlerin sebep.
Peçetelere düşürürdün kimi göz yaşlarını. Mor gülüşlerin kaldırımlarında yürür, rengi içimde biçimlenen eksizlerinin mutluluğunda hasretlere düşerdim. Ansız bir sepken gibi üşürdüm ellerini özleyince. Yüreğinin dereleri içimdeki denizlere yönelir, lirik bir yürek dağlamasının sorgularında, yüreğimi gönlünün sularında yıkardım.
Yelkenini şişirdikçe biz hüznün, matrak bir hava dolardı içimize. Yamalı düşlerin geri dönüşüm ağrılarında sözün ülkesine sürerdik aşklarımızı. Yalnızlığımıza yetmeyen ve içimizdekileri asla söndürmeyen sevda gözlerinde çorak umutlarımızı arardık. Ömür kıvrak bir rakkase gibi dönerdi önümüzde, sancılı başkaldırılarla.
Kimi özgürlük, ya da çok sevmenin kayıplarını konuşurduk güneşi uğurlarken biz. Dalgalar bizi dinler, martılar balıkların geçişini seyrederdi parlak sularda. Eski sevdalar ara ara yoklardı bizi, ellerimiz bakışlarımızdan sıkılınca. Sardıkça birbirimizi rüzgarın bile avuçlarını ısıttık biz. Damacana bakışlarla dingin resimlerde öyküler derdik. Her ayrılığın öpüşlerinden gözyaşlarımızın kapaklarını açtık.
Oysa, sen üşüdükçe bir yanım eksik düşerdi gözlerine. Ertelenmiş, belki de hiç söylenmemiş sözler gibi bakışlarına tutunurdum. Serüvenleri dilde biçimlenen, öpüşlerle güçlenen ve şiirlerle dillenen bütün sevda denemeleri, başlığı en sona bırakılan yazıtlarca tiz çığlıklara dönerdi sırtını.
Okkalarca altının serpiştirildiği, onlarca yüreğin ellerini ve terlerini sıvadığı görkemli saraylarda aşksız gölgeler dolaştı geceleri. Mermer yalnızlıklarıyla ışığa baktı, boş odaları, avluları voltaladı. Ne içinin gölgelerini sevdi, ne de ruhunu görebildi. Göz yaşlarının sarmalında ömrü boyunca mecnun gibi, hiç olmayacak Leylasını aradı.
Denizlerin yıldızları ağırladığı, göklerin kendi göz yaşını silemediği ve en çok da gözlerinde sevdiğim bir hayatın çok uzak bir kentinde bitimsiz halaylara durdum seninle. Görkemli saraylarda, mavi yansımaların düştüğü avlularda sessiz resimler çizdim senden habersiz. Çekince ellerini ellerimden gecenin yakasından tuttum, silkeledim bütün sahte kalabalıkları ve şiirler yazdım sana, artınca martıların çığlıkları.
Ezberlenmesi zor bütün şarkıların zehirli sözlerinde yasak bir mevsimin senfonisiydi yaşadığımız. Alaturka sahnelerde ellerimiz utangaç replikleri karıştırırken, kimliğini kaybetmiş anlamsızlıklarda el yordamıyla araladık renkli mekanları. Her sırrın bir gün kendine döndüğü, her yanlışın doğruyu bulduğu aşkın sevda bahçelerinde 'üşürdü gözlerinde senin laleler'
Gül ve Mektup
Merhaba,
Mutluluğun hasreti ve bir sebebi.
Merhaba, İki gözüm, fırtınam
Sesimin ve sevgimin yankısı
Merhaba, son limandaki gül
Yağmur yüklü bulutum,
Suya hasret toprağım.
Merhaba, acım, tatlım,
Ve karanlık gecede ay…
Yoksun, penceremde yağmur taneleri, sokaklar boş ve dargın, uzaklara dalmışım, suskun ve yorgunum, huzursum.
Yoksun, kapımı kim çalar bu vakitte? Akşam çoktan olmuş, bir hayal midir seni beklemek ve gelmeni düşlemek, yoksa bir rüya mıdır, uyanılması güç?
Yoksun, odam soğuk ve sessiz, takatim yok yerimden kalkmaya, korku kol geziyor, acıkmışım susamışım.
Sen yoksun diye kim bilir, kaç yıldız saymışım hasrete ve özleme dair, kaç buluta ayrılık dolu isimler vermişim kavuşmaya dair?
Sen yoksun diye kim bilir, kaç bardak çayımı soğutmuş içmemişim, sen yoksun diye kim bilir, kaç şiir karalamış, kaç aşk romanını yarım bırakmış, kaç gece uykusuz kalmışım?
Gönlümün en ıssız yerlerinde, en tenha sokaklarında, el değmemiş koylarda sana ait ve sevdana ait ve hasretine ait cümleler biriktirdim. Her bir cümleyi ruhumla besledim, sevdiğin şarkılarla avuttum, onca zaman büyüttüm duyarsın, hissedersin, tebessüm eder sevinirsin diye.
Yürüyorum uzun yollar boyu, insanlar gelip geçiyor yanımdan, kimisi dokunuyor omzuyla, dönüp bakmıyorum, bu insan selinin, anlamsız kalabalığın ortasında yalnızlığımı hissediyorum ve yudumluyorum ama isyan da etmiyorum. Yürümeme bir anlam yüklüyorum; Yürümek sana doğru, koşmak sana doğru, adımlarımın yönü sana doğru diye düşünüyorum. Çocuklar gibi seviniyor, kanat çırpıyorum.
Nerede olduğunu ve ne yaptığını tahmin ediyor, şu anda kafandan ne geçtiğini, ne söylediğini, bulmaya çalışıyor başladığım bu oyunu devam ettirip gidiyorum. Uzun ve derin düşüncelere dalıyorum bazen, başka bir alemin kapısındayım sanki, güneş gibi ay gibi gerçek diyorum ama sen yoksan zaten, dünyamıza geri dönüyorum.
Hayat tüm heybetiyle ve acımasıyla ve acımasızlığıyla devam ediyor. Günlere hükmümüz yok, zamana gücümüz yetmiyor. Sevdamı diri, hasretimi canlı tutmaya çabalıyorum. Yıkılmaktan korkuyor ama dimdik ayakta kalabilmekte zorlanıyorum. Ümidimi inancımdan ve sevdamdan ve ruhumdan ve aşkımdan ve benliğimden alıyorum.
Yıkılma ve yıkma İki Gözüm, acı sende tat bulsun son sözüm, hüzün sende derman görsün gül yüzlüm…
Çöz Avuçlarımdaki Büyüyü
Her gece, göğsümün duvarlarına efsane gülüşlerinle oturur, sallarsın aşk salıncağında
Her gece, mavi denizlerimden sular taşırsın sen, yakamoz öpüşlerinle gönül yapıma
Her gece, rüzgarlara direnen mum ışığıma bir gölge,bir bilge olursun perde yüreğinle
Bakışlarınla hüzün bir söğüt gölgesine serer çarşafını ve sen sokulursun ruhuma, koynuma
Ben seni düşündükçe kuyulardan tohumlar çıkarır, ekerim aşk çiçeklerini gökyüzü tarlalarına.
Adına söylenmiş, ruhuna bestelenmiş bütün şarkılardan bir sevgi kulesi kurarak seni gözlemeye başladım sevda kalemizde. Kımız acıların kadehleri şerefine kalkıyor, yaman yalnızlığıma kılıç sallıyorum seni düşündükçe. Elveda dediğim tüm sevdaları tıkarak zindanlarına gözyaşı mendilimi yıkıyorum pınar gözlerinde.
Ne zaman dilinden bir sözcük düşse seninle tamlanıyorum. Rüzgarın getirdiği bir çiçek tohumu oluyorsun bende. Ne zaman dilinden düşen bir harf olsan yüreğini yazıyor kalemim, buzlar çözülüyor sarkıtlarımdan. Ne zaman incecik dallarına tutunsam kanıyor zaman kapsülleri ve ıslanıyorum şiirlerinden. Yüzümü mavi gülüşlerin yalıyor, seneler asırlar ekleniyor ömrüme, sen ne zaman dudaklarıma eğilsen.
Bakışlarının ödüllerini kaybettiğim anlarda içimde yüzlerce çocuk ağlar ve eksik kalmış bir roman gibi köşelere atılırım. Sesinin kristal zerreciklerini hissetmediğim an, ele avuca sığmaz bir pervane böceği olur, yoksul evlerin karanlıklarında saklanırım. Sevinçlerim eskirse yüreğinde, karartma gecelerine döner odam, sarmaşıklar ağar yorgun penceremden, menekşelerin rengi silinir yüreğimden.
Sınırlarımın seni çevreleyen yaklaşımlarında duruşlarımın ve susuşlarımın kapsülleri patlamakta günlerdir. Bu deniz ülkesinde dalgaları çağırarak çarpamazsın şiirlerime. Beni vuracaksa gözlerin vursun. Ben senin için karanlık bir gök altında çiçeklerle bezeli bir dünyayı yaşıyorum. Bir yaz akşamıdır kadehimizden dökülen sözcük damlalarımız ve ıslatır ellerimizi tutkumuz. Pembe yüzünde öfken yeşerirken bulutlarını kovarım göz yaşlarımla tapılası yüreğinden. Göğüm senin, gülüşlerin benim olur birden öpmelere doyamam ateş topu dudaklarından.
Her gece, göğsümün duvarlarına efsane gülüşlerinle oturur, sallarsın aşk salıncağında. Her gece, mavi denizlerimden sular taşırsın sen, yakamoz öpüşlerinle gönül yapıma. Her gece, rüzgarlara direnen mum ışığıma bir gölge,bir bilge olursun perde yüreğinle. Bakışlarınla hüzün bir söğüt gölgesine serer çarşafını ve sen sokulursun ruhuma, koynuma. Ben seni düşündükçe kuyulardan tohumlar çıkarır, ekerim aşk çiçeklerini gökyüzü tarlalarına.
Yüreğimizdeki renk cümbüşlerine binlerce çocuk salarak denizleri ve kuşları çiziyoruz parklarımızın duvarlarına. Yaşamıyoruz diye bizi yok sayanlar, sevişmiyoruz diye yüzümüze kapanan kapıları direnç yumruklarımızla dövmedik mi, kilitlerini sevgi gürzümüzle, öpüşlerimizle kırmadık mı? . Biz sarıldıkça menekşeler büyür kuytularda ve her gece bir çiçeğin tohumu oluruz. Gözlerimizdeki kör kuyular ve yüreğimizdeki sularla göl olur, ırmaklara dökülür, denizlere dolarız bu aşk atlasında.
Unutulmaz sevinçlerin coşkularında yeryüzünün tüm mavilerini kucağına taşırdım senin. Seni sevdikçe dalgalarına koyardı başını ayrılıklar. Seni soluklamak için yeniden körükledim şu yorgun yüreğimi ve göğsündeki koruk üzümlerle yürüyorum sevgi bağlarına. Al beni kuytu derelerine, çiğne bedenimi yeni sevinçlerle.Uyansın yeryüzünün tüm böcekleri, gözlerindeki yağmur göllerinde birlikte çekelim bu aşkın küreklerini
Sensiz susuşlarımın akrep duruşlarında yelkovan dönüşler yaparım gecelerimin hasret saatlerinde. Omzundaki yüklere bir sırt verebilsem, terini silebilsem diyorum dinginliği aradığın anlarda. Öpüp öpüp dudaklarıma sürüyorum pamuk ellerini, koklamalara doyamadığım saçlarını, sarmalara sevdalandığım bedenini kucaklamak ister gibi.
Koparılmış nice takvim yapraklarına bir daha bakmak istemez insan. Yarınların tespihleri çekilirken ömür koltuğunda bir daha gelmez dünkü nisan. Avuçlarımızdaki büyü, yüreğimizdeki kor alev ve düşlerimizdeki mevsimlere koşuyorum seni her özlediğimde. Ömrümün takvimleri seninle tamlanıyor, ruhumun ateşleri aşkınla harlanıyor çünkü bir tanem.