PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Atatürk üşümez, acıkmaz, yorulmaz


Türkçe_Rap
25.09.07, 16:23 PM
Türk askeri üşümediğine, acıkmadığına ve yorulmadığına göre, Atatürk de asker ve de en büyük komutan olduğuna göre, elbette o da üşümez, acıkmaz ve yorulmaz.

Böyle düşünen çok kişi vardır aramızda. Sayın Turgut Özakman da bunlardan biri.

Çeşitli sinema filmleri ve televizyon dizilerinde Atatürk’ü oynayanları beğenmiyormuş. Beğenmemesi oyuncuların yetenekleriyle ilgili değil, “yaka bağır açık Atatürk olmaz” diyor. (Oyuncu kendi kafasına göre açıyor ya da kapıyor yakasını bağrını, yönetmen dedikleri kimse yok ortalıkta!)

Yani Atatürk, piyade talimatnamesine uygun biçimde davranır ve gömleğinin en üst düğmesini bile açamaz. Düğme açmak için komutanın izni ve emri beklenir ama Atatürk’ün üstünde kimse olmadığı için bu izni kim verecektir?

(Sayın Kenan Evren de diktatörlüğü döneminde gayet “laubali” bir şekilde selam verir, Amerikan askerleri gibi avuç içi gösterirdi... Oysa kurallara göre parmaklar kapalı olacak, avuç içeri bakacaktı... Fakat kendisine “bu ne biçim selam” diyebilecek bir üst merci yoktu... Aynı selamı biz versek fırça yerdik askerde...)

Atatürk ceketini çıkaramaz, ayağını uzatamaz, sigarasını yakamaz, kahvesini yudumlayamaz...

Çünkü bir uzaylı bütün bunları yapmaz. Atatürk de “bizler gibi bir fani” olmadığına göre...

Demek ki Atatürk’ün sabah kalkınca limonata içtiğini ve yemeklerden de en çok kurufasulya ile pilavı sevdiğini bizlere hatırlatan merhum Attila İlhan, Atatürkçü falan değil, bir vatan hainidir!

Hele şu Fikriye Hanım meselesine gelince... Atatürk’ün gençliğinde Latife Hanım’dan başka bir kadına bakmış olabileceğini söyleyen de kafasından iki, ensesinden bir kurşunla öldürülecek midir “milli hisleri kabaracak” genç bir köylü tarafından?

Turgut Özakman’ın bugüne kadar Atatürk’ü canlandıranlar arasında en beğendiği oyuncu, Rutkay Aziz... Yani, Atatürk’e, gerek saç rengi, gerek göz rengi, gerek boy pos, gerekse ses tonu açısından “en benzemeyen” kişi!

Belki de bizim Rutkay’ın “davudi” bir sesi olduğu için Sayın Özakman bir zamanlar Ankara Radyosu Çocuk Saati’nin “müsamerelerini” hatırlıyor ve bu hoşuna gidiyor...

Hazret-i Ömer’i Agâh Hün’e konuşturdukları gibi, Atatürk’ü de “tok sesli” bir sanatçıya konuştururlardı.

Aslında Atatürk’ü görüntülü olarak “oynamak” ve göstermek de yasaktı da, tıpkı peygamber efendimizin suretini göstermenin yasak olması gibi, bu çoktan aşıldı... Şimdi buna laf edemeyenler oyuncunun ağzına burnuna takıyorlar kafayı...

Sayın Özakman “Atatürk’ü canlandıracak oyuncuların özel hayatlarının da çok önemli olduğunu” belirtmiş.

Örneğin rakı içen bir aktör Atatürk’ü asla ve kat’a oynayamaz, oynamamalıdır! (Bizim Rutkay yalnızca kuşburnu ve ıhlamur içer.)

“Atatürk” ve “rakı” kavramlarını yanyana getirmeye cüret eden Türk değildir. (Nedir? Ermeni olmasın sakın?)

Özakman “gece kulübünde kavga çıkararak gündeme gelen biri Atatürk’ü oynamamalı” diyor...

İyi de, Sakarya Çarşısı’ndan balığını, Gima’dan da peynirini alıp filesine koyduktan sonra Kızılay-Küçükesat dolmuşuna binip vakitlice evine giden ve yemek üstüne çay demleyip erkenden de yatan “Ankaralı” oyuncu nereden bulacağız? Devlet Tiyatrosu’nun memurları bile bu kadar mazbut yaşamıyorlar.

“İyi hal kâğıdını” Atatürk’ü oynamaya aday olan oyuncuya hangi “merci” verecektir? Muhtarlık mı, karakol mu? Güvenlik soruşturması da isteyecek miyiz? Kürt mürt çıkmasın sakın... Aşı kâğıdı da soralım mı?

Atatürk, batı taklitçiliğini ve kopyacılığını sevmezdi, batının “yöntemlerini almaktan” yanaydı.

Bu durumda, romanını, tiyatro oyununu ve bunlardan uyarlama senaryosunu Joseph Hayes’in kaleme aldığı, yönetmenliğini William Wyler’ın yaptığı, başrollerini Humphrey Bogart ile Fredric March’ın paylaştıkları “Ümitsiz Saatler” (The Desperate Hours) filminden “gereğinden fazla esinlenerek” oturup “Duvarların Ötesi” adlı bir oyun yazmak Atatürkçülük’ün neresine sığar, Turgut Özakman bana anlatsın...