u_k_a_l_a
04.10.07, 08:24 AM
Atatürk fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavuşturmuş,büyük bir acz içinde duruyor, kimsenin elinden bir şey gelmiyordu...
İşte son fotoğraflarından birisi sol altta, Ekim 1938 'de Atatürk'ün isteğiyle çekilmiştir.
Atatürk artık karaciğersiz bir insan gibi büzüşmüş, karnı davulbüyüklüğünde seyir etmişti. Bazı günler Yatına giderdi bir çocuk mutluolmayı beklercesine oda orada öylece yatar ve içinden *****' keşkeiyileşsem *****' der gibiydi..Sağ altta
Atatürk'ün yanında onlarca emir kolu vardı. Atatürk'ün tek dayanaklarıonlardı. Kimse yanına koyulmazdı. Doktorları Atatürk'ü iyileştirmekiçin ellerinden geleni yapmışlardı...
Atatürk'ü geç teşhisten yolcu eden doktorlardan bahsediyoruz...
Ama onlarında ellerinden bir şey gelmiyordu. Belki de onu yolcu edenler doktorlar değildi?
Belki de Atatürk siroz denen o mendebur hastalıktan ölmemişti? İşte olay burada başlıyor ya!
Atatürk'ün Doktorları...
Atatürkün tedavisinde sorumlu olan doktorlar müdavi ve müşavir olmakkaydıyla 2 çeşite ayrılıyordu. Müdavi doktorları Prof Dr. Neşet Ömerİrdelp, Prof Dr. Nigad Reşad Belgerdi. Müşavir doktorlarıda 5 hekimdenoluşmaktaydı. Müdavi hekimler Atatürkün sağlık durumunu zamanı zamanınatakip edenlerdi. Müşavirler ise Gerekli zamanlarda tedavi edenhekimlerdi.
Atatürk'ün Hastalığı...
Atatürk 1916 yılında Akciğer iltihabıyla yatağa düşüyor, 1918'de böbrekrahatsızlığıyla hastalanıyor, 1919'da Şişlideki evinde kulakragatsızlığı baş gösteriyor. 1921 yılında Atatürkün sol yanağında çıbançıkıyor. 1921 yılında Ata binerken 3 kaburgası kırılıyor. 1923 yılındabilindiği gibi ufak - tefek kalp rahatsızlıkları geçiriyor. 1936 Kasımayında üşütme olayı geçiriyor. Asıl öldürücü hastalık 1936 Sonundabaşlıyor...
Son dokuz saat... Koca bir tarih göçüyor bu diyardan...
10 Kasım 1938 Perşembe saat: 00:05'te sonda ile 140 cc'lik idrarboşaltıldı. Saat 02,00'de yarım balon oksijen verildi. Saat 02,45'te1.cc'lik Huile de Camphree şırınga edildi. Saat 3,30'da koltuk altındanateşi alındı(Ateşi normaldi) Aralıklarla oksijen verimi devam etti.Saat 06,25'te solunum yüzeyselleşti ve hırıltı azaldı. Saat 07,45'te37,7 cc, nabız 124 olarak kaydedildi. Saat 8.00 glikozlu serum verildi.Saat 8.00'i geçerken Atatürk'ün yüzü daha da soldu. Sapsarı oldu. Vebirden gırtlağından *****' Hi, Hi, Hi...*****' diye sesler çıkmaya başladı. Busırada oradaki doktorlardan Kamil Berk gözleri yaşlı ve eli karyolayadayalı olarak diğer elindeki ıslatılmış pamukla Atatürkün ağzına suverme çabasındaydı. Prof. Dr. Süreyya Hidayet ile Dr. AbravayaMarmaralı, tabanla ilgili refleksleri kontrol etmektedit. Saat: 8,05'te1 cc Huile Camphree ve 500 cc glikozlu serum yapıldı. Saat: 08,25'tetoplar damar için 1/8mgr ouabaine şırınga edildi. Saat 8,30 da 500cclik glikozlu serum tekrarlandı. Saat 09,00... Nabız 130... soluk alıpverme 34...Atatürkün gözleri kapalı ğöğsü sık sık inip çıkmakta. Baştabulunduğu oda olmak üzere, bütün dolmabahçe sarayı derin bir sessizlikiçinde...
Saat 09,05, Atatürk birden gözlerini açtı, başını sert bir hareketlesağ tarafa çevirdikten sonra tekrar önceki durumuna getirdi. Son nöbetdefterine şu yazıldı:
Saat: 09,05 vefat etmişlerdir...
Hastalığın teşhisi nasıl yapıldı? Kim yaptı?
Atatürke ilk teşhisi koyan Prof. Dr. Nihat Reşat Belgerdir.
*****'Atatürk geceyi teram oteldeki apartmanında geçirdi. Ertesi sabahotelde, kendine mahsus olarak yaptırılan banyo dairesine girdi ve beniçağırdılar. Şikayetlerini bana bildirdi. Kaşıntıya çare bulmasınıistiyordu'*****
Doktor Atatürkü teşhis eder. Atatürk *****'kaşınıyı buldunuzmu nedir?*****'diye sorar. Doktor, evet efendim. Kaşıntınızın tek nedeni karaciğerrahatsızlığıdır. Karaciğeriniz sertleşmiş ve biraz büyümüştür. Atatürkbirden şaşkına döndü..Ama ne çare...Her doktor farklı teşhis koyuyordu.Kimine göre ise Karınca ısırmasıdır...
Atatürk, gerçekten alkole bağlı sirozdan mı ölmüştür?
Bu konudaki en büyük eksiklik Atatürk otopsisinin yapılmamaışolmasıdır. Uzun yıllar görev yapan doktorlar bile bunun alkoldenmiolduğunu kestiremiyorlardı.
Atatürk'ün ölümüne yönelik iftiralar tümüyle deli saçmasıdır. Diğeriftira, yalan, uydurmalarında olduğu gibi ciddiye alınacak yanı yoktur.
Biz, ana amaç olarak, bu saçmalıklara yanıt vermeyi değil, sözü edilenkonularda bilgilendirmeyi esas alıyoruz. Kişiler; doğrularla,gerçeklerle donatılsın ki bu saçmalara kapılmasın diyoruz. Atatürktarafından bedava kazanç yolları kapatılan din tacirlerinin tabanıhaline gelinmesin istiyoruz.
Bölüm 2
Atatürk'ün Ölümü Alkolden mi? (Bu bölüm diğerlerine oranla daha detaylıdır. Lütfen sıkılmadan okuyunuz)
Atatürk düşmanları, Atatürk'ün ölümünü alkole bağlarlar, içki içtiğiiçin siroz hastalığına tutulduğunu ve içkiden öldüğünü işlerler.Amaçları; İslam dinine göre içilmemesi gereken alkollü içkiyiAtatürk'ün içtiğini, dolayısıyla iyi insan olmadığına ve sonucunda dabunun karşılığını ölümle bulunduğuna inandırmak, böylece Atatürkdüşmanlığı yaratabilmektir.
Dinden geçinenler Atatürk düşmanlığı yaratmak için, O'nun ölümünü buşekilde işlerlerken, diğer yurttaşlar da bilgi eksikliğinden ve bukonunun yeterince işlenmemesinden dolayı, genelde bu şekilde; Atatürkalkolden ölmüştür şeklinde; bilirler. Bu nedenle, konunun ayrıntılı elealınması ihtiyacı vardır.
Atatürk'ün ölüm sebebi, otopsi yapılmasına gerek olmadığına yönelik düzenlenen raporda şöyle belirtilir:
"... Atatürk'ün vefatına sebep olan müzmin karaciğer hastalığı'cirrhose ascitogene' tabii seyrinde devam ederek karaciğer büyükkifayetsizliğine bağlı derin koma ile husule geldiği ittifakla tesbitedilmiş(tir)..."(karın içinde sıvı, asit toplanması)
Ölüm raporunda ise hastalığın teşhisi şöyledir:
"... hastalığın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' olduğu tesbit edilmiştir..."(alkolle ilişkili karaciğer iltihabı)
Birinci raporda ölümün "cirrhose ascitogene" (karın içinde sıvı, asittoplanması)'ndan meydana geldiği; ikinci raporda da hastalığın"hepatite sclerocongestive ethylique" (alkolle ilişkili karaciğeriltihabı) olduğu belirtilmektedir. İkinci raporda siroz hastalığıalkolle ilişkilendirilmektedir. Ölüm raporunda böyle denilince, ölümünalkolle ilişkilendirilmesi yaygın kanı haline gelmiştir. Oysa bugün,tıbbın ulaştığı düzey içinde, konunun uzmanları, biobsi yapılmadan,bazı tıbbi tahliller yapılmadan böyle bir kanıya varılamayacağıgörüşündedirler. Ayrıca siroz, alkolden de olmuş olabilir, sirozumeydana getiren diğer nedenlerle de olmuş olabilir; bugün bu konudakesin bir yargıya varmak mümkün değildir; bir karar spekülasyon olur;kanısındadırlar.
Atatürk'e biopsi yapılmamış, otopsi de yapılmamıştır. Sirozun nedeninibelirlemek için bugün gerekli görülen tahliller o günlerdebilinmemektedir.
O halde sirozu alkole bağlama, tamamen, siroz konusundaki genelbilgiden ve Atatürk'ün alkol almasından yola çıkılarak yapılanvarsayımdan kaynaklanmaktadır. Yani tıbbi bir sonuç değildir, sadecegerekli tıbbi tahliller yapılmadan varılan bir sanıdır.
Bunun bir sanı olduğunu, karar olmadığını, bu konuda ölümünden önce dedeğişik görüşlerin ortaya çıkmış olduğunu, 3 Ağustos 1938 tarihli birkonsültasyon raporunda görüyoruz. Raporun konuyla ilgili maddeleri:
"1. Atatürk'te bir siroz vardır. Asit yapmış, biraz süb-ikter (gözde sarılık) meydana getirmiştir.
2. Bunun esaslı nedeni alkoldür.
3. Evvelden Atatürk'ün çektiği malaryanın (sıtma, ki Atatürk 2 kezsıtma geçirir) bir tesiri olmadığını katiyetle (kesinlikle) söylemekmümkün değildir...
6... Eppinger'in (yabancı doktor), hepatit sirozu cay-ı sualdir (tartışmaya değerdir)"
Görüldüğü gibi sadece bir raporda sirozun nedeni üzerine 3 ayrı görüşvar. Birinci görüş alkolden, ikinci görüş sıtmadan, üçüncü görüşhepatit virüslerinden.
Atatürk'ün hastalığını konu alan kaynakların incelenmesinden, Türkdoktorlarının sirozu alkole bağladıkları, yabancı doktorların isekonuya farklı yaklaştıkları görülmektedir. Yabancı doktorların iki ayrıyaklaşımını 3 Ağustos 1938 tarihli konsültasyon raporunda gördük. Şimdibir başkasını verelim.
Atatürk'ün muayene ve tedavisi için dört kez getirilen Fransız Prof. Dr. Fissenger ise şöyle diyor:
"Bu hastalığın sırf içkiden geldiği yolundaki düşünce doğru değildir.Benim, Fas, Tunus ve Cezayir'den gelen birçok müslüman hastalarım varki, ömürlerinde ağızlarına herhangi ispirtolu bir içki koymamışlardırDolayısıyla hastalığın daha başka ve önemli sebepleri olduğunu kabuletmek lazımdır. Bence bunlar arasında özellikle dengesiz beslenme tarzıve devamlı kabızlık gibi sebepler başlı başına yer tutmaktadırlar"
Bu açıklamadan sonra daha önce üç olan siroz nedeni aynı hasta için 4'eçıkıyor; alkol, sıtma, hepatit virüslerinin yanına bir de dengesizbeslenme ekleniyor.
Hastalık nedeni bunlardan hangisi veya hangileridir? Bu konudazamanında bir tıbbi inceleme yapılmadığı için bugün söylenecek her şeyhavada kalacaktır. Tıbbi bir dayanağı olmayacaktır. Bu nedenle ölümraporunda,sirozun alkolle ilişkilendirilmesini bir varsayım olarakgörmüştük.
Klinik tanı alanındaki bu belirsizlikler nedeniyle Atatürk gibi birkişiye, ölümünden sonra otopsi yapılarak kesin bir teşhis konmaması,bugün bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Günümüzdeki tıp, karaciğer sirozunun pek çok nedeninin yanında başlıcasebebinin dengesiz beslenme olduğunu ve alkollü içkilerin, o da bazıhastalarda, sadece hastalığı hızlandırdığını ortaya koymuştur.
Bu bilgiler doğrultusunda konuyu irdeleyelim. Atatürk'ün sirozhastalığına sebep olarak gösterilen dört ayrı nedenin dördü deAtatürk'te vardır.
Sıtma: İki kez sıtmaya tutulur. Biri çocukluğunda, biri Mayıs 1919'da Samsun'da.
Hepatit virüsleri: Daha çok diş tedavisi sırasında kapıldığı bilinir.Atatürk; birçok diş tedavisi yaptırmış, diş çektirmiş, üç altın diştaktırmış ve sonunda üst damak protezi yaptırmış, bir kişidir. Bunlarınbirisinde hepatit virüsü kapma olasılığı, o günkü koşullarıdüşündüğümüzde çok yüksektir.
Dengesiz beslenme: Atatürk, askeri yaşamında özellikle 12 yıllık savaşortamındaki yaşamında bulduğunu yemiş ve buldukça yemiştir.Cumhurbaşkanlığı döneminde de disiplinli yemek düzeni yoktur. Sabahkahvaltısı yapmaz, yalnız bir kahve ile sigara içer. Öğleyin çoğu kezyemek yerine sadece bir dilim ekmekle ayran veya limonata içer. Akşamyemeğini düzenli yer. Ancak dengeli beslenmiş olduğunu söylemek zordur.
Alkollü içki: İçki içer. Gündüz içmez, akşam sofralarında küçük rakının(35 cl.) yarısını içer, sürekli içici değildir, ciddi konularıngörüşüleceği sofralarda ve önemli devlet işlerinin yürütüldüğü günlerdeiçmez.
Bu durumda siroz nedeni bunlardan hangisidir? Sıtma mı, hepatitvirüsleri mi, dengesiz beslenme mi, alkol mü? Yoksa dördü de birden mi?Bugün için sirozun gerçek nedenine ulaşmak pek mümkün görülmüyor.
Dolayısıyla Atatürk'ün ölümü alkolden olmuştur demek doğru değildir,gerçekçi değildir. Atatürk'ün ölümü sirozdandır ama siroz nedeni alkoldeğildir. Nedenini bir tıp adamının görüşü ile açıklamayalım.
Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün Görüşü:
Prof. Dr. Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü'nün son baskısında,konumuzla ilgili bilinmeyen bir raporu ortaya çıkarır ve orijinalini deverir. Rapor 08 Eylül 1938 tarihli; Dr. Nihat Reşat Belger, Prof. Dr.Neşet Ömer İrdelp ve Prof. Dr. Fiessinger tarafından düzenlenmiştir.
Prof. Dr. Kocatürk, raporda iki cümleye dikkat çeker ve bir tıp adamı olarak bunların yorumunu yapar.
Raporda ön plana çıkarılan cümleler:
"... Bu vakada 'Laennec' tipinde bir skleröz hepatit söz konusu olamaz.Fakat söz konusu olan 'Hanot ve Gilbert' tipinde bir hipertrofişeklidir."
"Prof. Dr. Fiessinger söz konusu rapora ayrıca şu notu koymuştur:
'Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hepatite Sclereuse hypertrophique, type Hanot et Gilbert'."
Prof. Dr. Kocatürk'ün yorumu:
"Bugüne kadar bilinmeyen bu rapor, Atatürk'e 07 Eylül 1938'de yapılankarın ponksiyonundan (su alınması) bir gün sonraki muayene bulgularınadayanılarak düzenlenmişti. Karaciğerin küçülmeyip, yine Mart ayındakimuayenede belirlenen büyüklüğü koruması ve üzerinin pürtüksüz oluşu,Prof. Dr. Neşet Ömer (İrdelp) ile Dr. Nihat Reşat Belger'i de alkolebağlı atrofik siroz tanısından bir ölçüde uzaklaştırıp Prof. Dr.Fiessinger'in ileri sürdüğü hipertrofik siroz tanısını kabuleyönelttiği anlaşılıyor. Tıp dilinde 'Laennec tipi skleröz hepatit'alkole bağlı siroz demektir; 'Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofikhepatit' ise safra yollarındaki kronik tıkanma sonucu gelişen siroz(biliyer siroz) anlamını taşır.
Prof. Dr. Fiessinger, söz konusu rapora özel olarak kaydettiği notta'Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hanot ve Gilbert tipiskleröz hipertrofik hepatit' ifadesine yer verdiğine göre, Martayındaki ilk teşhisinde de Atatürk'teki siroz şeklinin alkole bağlıolmadığını düşündüğünü göstermektedir.
Prof. Dr. Fiessinger'in gerek Mart ayındaki muayenesinde, gerekse 08Eylül 1938 tarihli raporda yer alan bu tanısına rağmen, sürekli vedanışman hekimler tarafından 10 Kasım 1938 tarihinde düzenlenen'Atatürk'ün Ölüm Raporu'nda, mevcut sirozun alkole bağlı bulunduğunu veProf. Dr. Fiessinger'in de bu görüşte olduğunu(!) belirtmek üzere *****...Mart başlarında Paris'ten çağrılan Prof. Dr. Fiessinger ile Prof. Dr.Neşet Ömer İrdelp arasında Ankara'da bir tıbbi danışma daha yapılarakbüyük bir karaciğer ve büyükçe bir dalak bir kere daha müşahade edilmişve aynı teşhis konularak, hastalığın bir 'hepatite sclerocongestiveethylique' olduğu cümlesine yer verilmiştir."
Prof. Dr. Kocatürk bu yorumunda, Türk hekimlerince düzenlenen 10 Kasım1938 tarihli "Ölüm Raporu"nda, sirozun alkole bağlı olduğu tanısınaProf. Dr. Fiessinger'in de ortak edilmesini nazik şekilde haklı olarakeleştiriyor. Ortaya koyduğu rapor ve yaptığı yorum ile sirozun alkoledayalı olmadığını açıklığa kavuşturuyor.
Kendileri ile yaptığım görüşmede edindiğim bir bilgi ile konuyusonuçlandıralım. "Alkole bağlı sirozda karaciğer küçülür, diğernedenlere bağlı sirozda karaciğer büyür ve büyüklüğünü korur."Atatürk'ün ilk muayene raporlarında ciğerin büyüdüğü, son raporlarda,08 Eylül tarihli raporda olduğu gibi, ciğerin büyüklüğünü sürdürdüğü,küçülmediği belirtilmektedir.
Dolayısıyla Atatürk'ün sirozu, alkole bağlı bir siroz değildir. Çünkükaraciğeri büyümüştür. Ölümü sirozdandır ama sirozu alkolden değildir.Ölümü alkolden olmamıştır.
Bu bölüme kadar Atatürk'ün ölümü üzerine konuştuk, neden öldü, neydihastalığı, detaylarıyla verdik. Peki Atatürk ya öldürülmekistendiyse... Kesinleşen tek şey Atatürkün alkolden ölmediğidir!
Sır perdesini şimdi aralıyoruz...
Bölüm 3
Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi
Atatürk acaba Masonlarca mı öldürüldü?
Atatürk bilindiği gibi İttihat ve Terakki partisinde bulunuyordu. Budönemler içerisinde dönmeler ve masonlarla sık sık karşılaşmıştır.Atatürk'e Anadolu'da ki bazı kimseler ciddi bir tavırla *****'mason'*****ünavını koyuyorlardı. Atatürk masonlukla ilgili hiç konuşmazdı. Atatürk1935'lerde telgraf üstüne telgraflar alıyordu. Masonlar Atatürk'ehoşgörülerini sunuyorlardı. Atatürk daha sonra bu masonların taksimatve ahvaline ilişkin bilgileri halk partisine vererek kapanmasınadalalet etmesini istiyordu. Atatürk 2 şeyi sevmezdi bu konuda... Birimasonlar, diğeri dönmelerdi... Çünkü masonluk Yahudi tarikatından başkaşey değildi. Memleketimizde de olmamalı , ne gerek var? sözleri ülkedeyankı buluyordu! Ve Atatürk'te sevmiyor ve saymıyordu! Daha sonrakigünlerde meclise gelen Recep Peker *****'Arkadaşlar masonluk kalmamıştır,localar kapatılmıştır'***** diyerek sözü noktalıyor ve salon alkışaboğuluyordu. Artık Atatürk'ün, milletin ve Atatürk'ün yakınarkadaşlarının istekleri de yerine başarıyla gelmiş oluyordu. Anadoluajansı 10 Ekim 1935'te gazetelerin merkezlerine *****' Masonlarınmallarının, mülklerini her şeylerinin sosyal kurumlara gönderildiğinide beyan etti'***** Ama gelin görün ki İnönü'nün emriyle 1948 yılındamasonlar tekrar devreye giriyorlar...
Bu olay yurtdışında da yankı buldu. İstiklal Savaşı gazetesindeyayınlandı. Ardından yunan gazetelerine de sıçradı. Bu olayı öğrenenyurtdışında ki masonlar Atatürkü ortadan kaldırmak amacıyla girişimlerebaşladılar. 33 dereceli farmason Bulgar yahudi kıdemli komünistmübeşşiri varnalı Avram Benaroyas yazısında *****' Mefkuremizi (Masonluğumaanlamında) imha edici darbe vuranların akıbeti , feci şartlar altındaölümdür... ... Nihayet bir gün Kremlin kati kararını verdi. Onun ölümüesrarengiz olacak ve kendine göre esrar arz edecekti. *****' İşte Atatürk'esaldırı başlamış oldu.
Doktorlar Atatürk'ün ani ölümünü asla kabul etmezler çünkü ülkede büyükbir tehlike yaratır ve suikast sonucu gittiği anlaşılır diyerektenİsmini açıklamak istemediği doktor Atatürk'e ilk vurucu darbeyi sinirorganlarına yaptı. Ve maalesef başarılı olundu. Atatürk'ün sinirorganları felce uğradı. Ve Atatürk'te zaman zaman burun kanamaları, başdönmeleri, istifralar, karşısındakini tanımama gibi sorunlar başgösterdi.
Evet, Atatürk Masonları sevmezdi. Ve zararlı oldukları için kapattırdı.Ardından masonlar Atatürk'ü yok etmek için girişimlere başladılar. Bumasonlar içinde Türk 2. Mason lideri Mustafa Hakkı Nalçaçı da vardı.
Şimdi elimizdekilere bir bakalım... Masonlar öldürdü meselesi :Masonların öldürdüğü kesin değildir. Çünkü masonlar öldürseydi, Atatürkhiçbir hastalıktan ölmemiş olacaktı. Bilindiği gibi Atatürke 4-5 adethastalık teşhisi koyuldu. Ve bu belirtiler Atatürk'te oluştu. Yani Eğermasonlar öldürseydi. Atatürk bu hastalıkları sağ geçirmiş olacaktı.Oysaki Atatürk onlarca hastalık atlattı. Ama yenildi...Atatürkmasonlarca öldürüldü iddaası net olmamakla birlikte, doktorlarcada açıkve delilli bir şekilde söylenmektedir.
Bölüm 4
Atatürk'ün İşte Asıl Ölüm Nedeni?
Elimizdeki her şeyi bir kenara koyuyoruz ve işte asıl nedenini topladığım farklı metinlerle size ispat ediyorum...
Atatürk'ün ölüm nedeni Alkole bağlı Siroz değildir. Siroz'dan ölseydiKaraciğeri şişmiş olmazdı. Farklı çeşit bir sirozdan ölseydi de böylefarklı teşhisler koyulmazdı. Sıtmadan öldü diyebiliriz.
"Atatürk'ümüz milletini kurtarmak ve çağdaş uygarlığa götürmek içincepheden cepheye koşarken iki defa yakalandığı sıtma hastalığından vetedavisi için kullanılan ilaçların bir komplikasyonu olan BantiSendromu’ndan ölmüştür. Yoksa bazı doktorlar tarafından uydurulanalkolik sirozdan ölmemiştir."
"Alkol içmeye bağlı siroz olması riski en az 10 - 15 yıl günde rakıbiriminde 3 bardak ve her gün içilmesi koşuluyla olabilir. Oysa Atatürkbu sıklıkla ve sürede içmiyordu. Ülkemizde çok daha fazla alkoltüketilmekle birlikte alkole bağlı siroz hemen hemen sıfıra yakındır."
Atatürk’e konulan alkole bağlı karaciğer sirozu teşhisinin, o dönemelde bakteriyolojik veriler olmadan konulduğunu, sirozda sıtmanın daetkili olduğunu söyledi. (Milliyet)
Bir deniz tabip albayın bu konuda yaptığı doktora tezi vardır. OradaAtatürk’e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığıgibi siroz hastası değildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı“kinin” yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, sirozadönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarındandoktor Mim Kemal’dir.
Durumu iyice fenalaştıktan sonra Celâl Bayar’ın ısrarı ile dışarıdanbir doktor getirilir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerinin buyüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur.
İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona’da nemli sıcaktan durumudaha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı’na götürülmüştü.
Peki, nasıl oldu da sirozdan öldüğü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi?
Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi. Mason locaları1935’de kapatılmasına rağmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı.“Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldüğünüduyuralım…” denir ve kabul edilir. Arkasından Yeşilay icad edilir,tarih kitaplarına da böyle girer…
Bölüm 5
Sansasyon yaratan uydurmalar...
*
Ölümü çok içki içmesindenmiş (!)
*
Ölürken iman etme teşebbüsü de pek işe yaramamış, ebediyen cehennemlik olmuş (!)
*
Ölüm saati olan 09.05 tamamen uydurmaymış (!)
*
Öldükten sonra, Hristiyanlık dini gereği elbiseler giydirilerek tabuta konmuş (!)
*
Ölürken cenaze namazı kılınmasını istememiş (!) ve cenaze namazı kılınmamış (!)
*
Katafalkın önünden geçen bazı vatandaşların belgesellerde,fotoğraflarda görülen ağlamaları, üzüntüden değil, zorla getirilmelerisırasında Jandarmanın vurduğu dipçik acısındanmış (!)
*
Gömülürken toprak bile kabul etmemiş (!)
Gerçekler
- Atatürk'ün Ölümü Alkolden Değildir!
- Saat 09.05'te Vefat Etmiştir!
- Cenaze Namazı Kılınmıştır!
- Kefen İle Tabuta Konmuştur!
İşte son fotoğraflarından birisi sol altta, Ekim 1938 'de Atatürk'ün isteğiyle çekilmiştir.
Atatürk artık karaciğersiz bir insan gibi büzüşmüş, karnı davulbüyüklüğünde seyir etmişti. Bazı günler Yatına giderdi bir çocuk mutluolmayı beklercesine oda orada öylece yatar ve içinden *****' keşkeiyileşsem *****' der gibiydi..Sağ altta
Atatürk'ün yanında onlarca emir kolu vardı. Atatürk'ün tek dayanaklarıonlardı. Kimse yanına koyulmazdı. Doktorları Atatürk'ü iyileştirmekiçin ellerinden geleni yapmışlardı...
Atatürk'ü geç teşhisten yolcu eden doktorlardan bahsediyoruz...
Ama onlarında ellerinden bir şey gelmiyordu. Belki de onu yolcu edenler doktorlar değildi?
Belki de Atatürk siroz denen o mendebur hastalıktan ölmemişti? İşte olay burada başlıyor ya!
Atatürk'ün Doktorları...
Atatürkün tedavisinde sorumlu olan doktorlar müdavi ve müşavir olmakkaydıyla 2 çeşite ayrılıyordu. Müdavi doktorları Prof Dr. Neşet Ömerİrdelp, Prof Dr. Nigad Reşad Belgerdi. Müşavir doktorlarıda 5 hekimdenoluşmaktaydı. Müdavi hekimler Atatürkün sağlık durumunu zamanı zamanınatakip edenlerdi. Müşavirler ise Gerekli zamanlarda tedavi edenhekimlerdi.
Atatürk'ün Hastalığı...
Atatürk 1916 yılında Akciğer iltihabıyla yatağa düşüyor, 1918'de böbrekrahatsızlığıyla hastalanıyor, 1919'da Şişlideki evinde kulakragatsızlığı baş gösteriyor. 1921 yılında Atatürkün sol yanağında çıbançıkıyor. 1921 yılında Ata binerken 3 kaburgası kırılıyor. 1923 yılındabilindiği gibi ufak - tefek kalp rahatsızlıkları geçiriyor. 1936 Kasımayında üşütme olayı geçiriyor. Asıl öldürücü hastalık 1936 Sonundabaşlıyor...
Son dokuz saat... Koca bir tarih göçüyor bu diyardan...
10 Kasım 1938 Perşembe saat: 00:05'te sonda ile 140 cc'lik idrarboşaltıldı. Saat 02,00'de yarım balon oksijen verildi. Saat 02,45'te1.cc'lik Huile de Camphree şırınga edildi. Saat 3,30'da koltuk altındanateşi alındı(Ateşi normaldi) Aralıklarla oksijen verimi devam etti.Saat 06,25'te solunum yüzeyselleşti ve hırıltı azaldı. Saat 07,45'te37,7 cc, nabız 124 olarak kaydedildi. Saat 8.00 glikozlu serum verildi.Saat 8.00'i geçerken Atatürk'ün yüzü daha da soldu. Sapsarı oldu. Vebirden gırtlağından *****' Hi, Hi, Hi...*****' diye sesler çıkmaya başladı. Busırada oradaki doktorlardan Kamil Berk gözleri yaşlı ve eli karyolayadayalı olarak diğer elindeki ıslatılmış pamukla Atatürkün ağzına suverme çabasındaydı. Prof. Dr. Süreyya Hidayet ile Dr. AbravayaMarmaralı, tabanla ilgili refleksleri kontrol etmektedit. Saat: 8,05'te1 cc Huile Camphree ve 500 cc glikozlu serum yapıldı. Saat: 08,25'tetoplar damar için 1/8mgr ouabaine şırınga edildi. Saat 8,30 da 500cclik glikozlu serum tekrarlandı. Saat 09,00... Nabız 130... soluk alıpverme 34...Atatürkün gözleri kapalı ğöğsü sık sık inip çıkmakta. Baştabulunduğu oda olmak üzere, bütün dolmabahçe sarayı derin bir sessizlikiçinde...
Saat 09,05, Atatürk birden gözlerini açtı, başını sert bir hareketlesağ tarafa çevirdikten sonra tekrar önceki durumuna getirdi. Son nöbetdefterine şu yazıldı:
Saat: 09,05 vefat etmişlerdir...
Hastalığın teşhisi nasıl yapıldı? Kim yaptı?
Atatürke ilk teşhisi koyan Prof. Dr. Nihat Reşat Belgerdir.
*****'Atatürk geceyi teram oteldeki apartmanında geçirdi. Ertesi sabahotelde, kendine mahsus olarak yaptırılan banyo dairesine girdi ve beniçağırdılar. Şikayetlerini bana bildirdi. Kaşıntıya çare bulmasınıistiyordu'*****
Doktor Atatürkü teşhis eder. Atatürk *****'kaşınıyı buldunuzmu nedir?*****'diye sorar. Doktor, evet efendim. Kaşıntınızın tek nedeni karaciğerrahatsızlığıdır. Karaciğeriniz sertleşmiş ve biraz büyümüştür. Atatürkbirden şaşkına döndü..Ama ne çare...Her doktor farklı teşhis koyuyordu.Kimine göre ise Karınca ısırmasıdır...
Atatürk, gerçekten alkole bağlı sirozdan mı ölmüştür?
Bu konudaki en büyük eksiklik Atatürk otopsisinin yapılmamaışolmasıdır. Uzun yıllar görev yapan doktorlar bile bunun alkoldenmiolduğunu kestiremiyorlardı.
Atatürk'ün ölümüne yönelik iftiralar tümüyle deli saçmasıdır. Diğeriftira, yalan, uydurmalarında olduğu gibi ciddiye alınacak yanı yoktur.
Biz, ana amaç olarak, bu saçmalıklara yanıt vermeyi değil, sözü edilenkonularda bilgilendirmeyi esas alıyoruz. Kişiler; doğrularla,gerçeklerle donatılsın ki bu saçmalara kapılmasın diyoruz. Atatürktarafından bedava kazanç yolları kapatılan din tacirlerinin tabanıhaline gelinmesin istiyoruz.
Bölüm 2
Atatürk'ün Ölümü Alkolden mi? (Bu bölüm diğerlerine oranla daha detaylıdır. Lütfen sıkılmadan okuyunuz)
Atatürk düşmanları, Atatürk'ün ölümünü alkole bağlarlar, içki içtiğiiçin siroz hastalığına tutulduğunu ve içkiden öldüğünü işlerler.Amaçları; İslam dinine göre içilmemesi gereken alkollü içkiyiAtatürk'ün içtiğini, dolayısıyla iyi insan olmadığına ve sonucunda dabunun karşılığını ölümle bulunduğuna inandırmak, böylece Atatürkdüşmanlığı yaratabilmektir.
Dinden geçinenler Atatürk düşmanlığı yaratmak için, O'nun ölümünü buşekilde işlerlerken, diğer yurttaşlar da bilgi eksikliğinden ve bukonunun yeterince işlenmemesinden dolayı, genelde bu şekilde; Atatürkalkolden ölmüştür şeklinde; bilirler. Bu nedenle, konunun ayrıntılı elealınması ihtiyacı vardır.
Atatürk'ün ölüm sebebi, otopsi yapılmasına gerek olmadığına yönelik düzenlenen raporda şöyle belirtilir:
"... Atatürk'ün vefatına sebep olan müzmin karaciğer hastalığı'cirrhose ascitogene' tabii seyrinde devam ederek karaciğer büyükkifayetsizliğine bağlı derin koma ile husule geldiği ittifakla tesbitedilmiş(tir)..."(karın içinde sıvı, asit toplanması)
Ölüm raporunda ise hastalığın teşhisi şöyledir:
"... hastalığın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' olduğu tesbit edilmiştir..."(alkolle ilişkili karaciğer iltihabı)
Birinci raporda ölümün "cirrhose ascitogene" (karın içinde sıvı, asittoplanması)'ndan meydana geldiği; ikinci raporda da hastalığın"hepatite sclerocongestive ethylique" (alkolle ilişkili karaciğeriltihabı) olduğu belirtilmektedir. İkinci raporda siroz hastalığıalkolle ilişkilendirilmektedir. Ölüm raporunda böyle denilince, ölümünalkolle ilişkilendirilmesi yaygın kanı haline gelmiştir. Oysa bugün,tıbbın ulaştığı düzey içinde, konunun uzmanları, biobsi yapılmadan,bazı tıbbi tahliller yapılmadan böyle bir kanıya varılamayacağıgörüşündedirler. Ayrıca siroz, alkolden de olmuş olabilir, sirozumeydana getiren diğer nedenlerle de olmuş olabilir; bugün bu konudakesin bir yargıya varmak mümkün değildir; bir karar spekülasyon olur;kanısındadırlar.
Atatürk'e biopsi yapılmamış, otopsi de yapılmamıştır. Sirozun nedeninibelirlemek için bugün gerekli görülen tahliller o günlerdebilinmemektedir.
O halde sirozu alkole bağlama, tamamen, siroz konusundaki genelbilgiden ve Atatürk'ün alkol almasından yola çıkılarak yapılanvarsayımdan kaynaklanmaktadır. Yani tıbbi bir sonuç değildir, sadecegerekli tıbbi tahliller yapılmadan varılan bir sanıdır.
Bunun bir sanı olduğunu, karar olmadığını, bu konuda ölümünden önce dedeğişik görüşlerin ortaya çıkmış olduğunu, 3 Ağustos 1938 tarihli birkonsültasyon raporunda görüyoruz. Raporun konuyla ilgili maddeleri:
"1. Atatürk'te bir siroz vardır. Asit yapmış, biraz süb-ikter (gözde sarılık) meydana getirmiştir.
2. Bunun esaslı nedeni alkoldür.
3. Evvelden Atatürk'ün çektiği malaryanın (sıtma, ki Atatürk 2 kezsıtma geçirir) bir tesiri olmadığını katiyetle (kesinlikle) söylemekmümkün değildir...
6... Eppinger'in (yabancı doktor), hepatit sirozu cay-ı sualdir (tartışmaya değerdir)"
Görüldüğü gibi sadece bir raporda sirozun nedeni üzerine 3 ayrı görüşvar. Birinci görüş alkolden, ikinci görüş sıtmadan, üçüncü görüşhepatit virüslerinden.
Atatürk'ün hastalığını konu alan kaynakların incelenmesinden, Türkdoktorlarının sirozu alkole bağladıkları, yabancı doktorların isekonuya farklı yaklaştıkları görülmektedir. Yabancı doktorların iki ayrıyaklaşımını 3 Ağustos 1938 tarihli konsültasyon raporunda gördük. Şimdibir başkasını verelim.
Atatürk'ün muayene ve tedavisi için dört kez getirilen Fransız Prof. Dr. Fissenger ise şöyle diyor:
"Bu hastalığın sırf içkiden geldiği yolundaki düşünce doğru değildir.Benim, Fas, Tunus ve Cezayir'den gelen birçok müslüman hastalarım varki, ömürlerinde ağızlarına herhangi ispirtolu bir içki koymamışlardırDolayısıyla hastalığın daha başka ve önemli sebepleri olduğunu kabuletmek lazımdır. Bence bunlar arasında özellikle dengesiz beslenme tarzıve devamlı kabızlık gibi sebepler başlı başına yer tutmaktadırlar"
Bu açıklamadan sonra daha önce üç olan siroz nedeni aynı hasta için 4'eçıkıyor; alkol, sıtma, hepatit virüslerinin yanına bir de dengesizbeslenme ekleniyor.
Hastalık nedeni bunlardan hangisi veya hangileridir? Bu konudazamanında bir tıbbi inceleme yapılmadığı için bugün söylenecek her şeyhavada kalacaktır. Tıbbi bir dayanağı olmayacaktır. Bu nedenle ölümraporunda,sirozun alkolle ilişkilendirilmesini bir varsayım olarakgörmüştük.
Klinik tanı alanındaki bu belirsizlikler nedeniyle Atatürk gibi birkişiye, ölümünden sonra otopsi yapılarak kesin bir teşhis konmaması,bugün bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Günümüzdeki tıp, karaciğer sirozunun pek çok nedeninin yanında başlıcasebebinin dengesiz beslenme olduğunu ve alkollü içkilerin, o da bazıhastalarda, sadece hastalığı hızlandırdığını ortaya koymuştur.
Bu bilgiler doğrultusunda konuyu irdeleyelim. Atatürk'ün sirozhastalığına sebep olarak gösterilen dört ayrı nedenin dördü deAtatürk'te vardır.
Sıtma: İki kez sıtmaya tutulur. Biri çocukluğunda, biri Mayıs 1919'da Samsun'da.
Hepatit virüsleri: Daha çok diş tedavisi sırasında kapıldığı bilinir.Atatürk; birçok diş tedavisi yaptırmış, diş çektirmiş, üç altın diştaktırmış ve sonunda üst damak protezi yaptırmış, bir kişidir. Bunlarınbirisinde hepatit virüsü kapma olasılığı, o günkü koşullarıdüşündüğümüzde çok yüksektir.
Dengesiz beslenme: Atatürk, askeri yaşamında özellikle 12 yıllık savaşortamındaki yaşamında bulduğunu yemiş ve buldukça yemiştir.Cumhurbaşkanlığı döneminde de disiplinli yemek düzeni yoktur. Sabahkahvaltısı yapmaz, yalnız bir kahve ile sigara içer. Öğleyin çoğu kezyemek yerine sadece bir dilim ekmekle ayran veya limonata içer. Akşamyemeğini düzenli yer. Ancak dengeli beslenmiş olduğunu söylemek zordur.
Alkollü içki: İçki içer. Gündüz içmez, akşam sofralarında küçük rakının(35 cl.) yarısını içer, sürekli içici değildir, ciddi konularıngörüşüleceği sofralarda ve önemli devlet işlerinin yürütüldüğü günlerdeiçmez.
Bu durumda siroz nedeni bunlardan hangisidir? Sıtma mı, hepatitvirüsleri mi, dengesiz beslenme mi, alkol mü? Yoksa dördü de birden mi?Bugün için sirozun gerçek nedenine ulaşmak pek mümkün görülmüyor.
Dolayısıyla Atatürk'ün ölümü alkolden olmuştur demek doğru değildir,gerçekçi değildir. Atatürk'ün ölümü sirozdandır ama siroz nedeni alkoldeğildir. Nedenini bir tıp adamının görüşü ile açıklamayalım.
Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün Görüşü:
Prof. Dr. Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü'nün son baskısında,konumuzla ilgili bilinmeyen bir raporu ortaya çıkarır ve orijinalini deverir. Rapor 08 Eylül 1938 tarihli; Dr. Nihat Reşat Belger, Prof. Dr.Neşet Ömer İrdelp ve Prof. Dr. Fiessinger tarafından düzenlenmiştir.
Prof. Dr. Kocatürk, raporda iki cümleye dikkat çeker ve bir tıp adamı olarak bunların yorumunu yapar.
Raporda ön plana çıkarılan cümleler:
"... Bu vakada 'Laennec' tipinde bir skleröz hepatit söz konusu olamaz.Fakat söz konusu olan 'Hanot ve Gilbert' tipinde bir hipertrofişeklidir."
"Prof. Dr. Fiessinger söz konusu rapora ayrıca şu notu koymuştur:
'Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hepatite Sclereuse hypertrophique, type Hanot et Gilbert'."
Prof. Dr. Kocatürk'ün yorumu:
"Bugüne kadar bilinmeyen bu rapor, Atatürk'e 07 Eylül 1938'de yapılankarın ponksiyonundan (su alınması) bir gün sonraki muayene bulgularınadayanılarak düzenlenmişti. Karaciğerin küçülmeyip, yine Mart ayındakimuayenede belirlenen büyüklüğü koruması ve üzerinin pürtüksüz oluşu,Prof. Dr. Neşet Ömer (İrdelp) ile Dr. Nihat Reşat Belger'i de alkolebağlı atrofik siroz tanısından bir ölçüde uzaklaştırıp Prof. Dr.Fiessinger'in ileri sürdüğü hipertrofik siroz tanısını kabuleyönelttiği anlaşılıyor. Tıp dilinde 'Laennec tipi skleröz hepatit'alkole bağlı siroz demektir; 'Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofikhepatit' ise safra yollarındaki kronik tıkanma sonucu gelişen siroz(biliyer siroz) anlamını taşır.
Prof. Dr. Fiessinger, söz konusu rapora özel olarak kaydettiği notta'Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hanot ve Gilbert tipiskleröz hipertrofik hepatit' ifadesine yer verdiğine göre, Martayındaki ilk teşhisinde de Atatürk'teki siroz şeklinin alkole bağlıolmadığını düşündüğünü göstermektedir.
Prof. Dr. Fiessinger'in gerek Mart ayındaki muayenesinde, gerekse 08Eylül 1938 tarihli raporda yer alan bu tanısına rağmen, sürekli vedanışman hekimler tarafından 10 Kasım 1938 tarihinde düzenlenen'Atatürk'ün Ölüm Raporu'nda, mevcut sirozun alkole bağlı bulunduğunu veProf. Dr. Fiessinger'in de bu görüşte olduğunu(!) belirtmek üzere *****...Mart başlarında Paris'ten çağrılan Prof. Dr. Fiessinger ile Prof. Dr.Neşet Ömer İrdelp arasında Ankara'da bir tıbbi danışma daha yapılarakbüyük bir karaciğer ve büyükçe bir dalak bir kere daha müşahade edilmişve aynı teşhis konularak, hastalığın bir 'hepatite sclerocongestiveethylique' olduğu cümlesine yer verilmiştir."
Prof. Dr. Kocatürk bu yorumunda, Türk hekimlerince düzenlenen 10 Kasım1938 tarihli "Ölüm Raporu"nda, sirozun alkole bağlı olduğu tanısınaProf. Dr. Fiessinger'in de ortak edilmesini nazik şekilde haklı olarakeleştiriyor. Ortaya koyduğu rapor ve yaptığı yorum ile sirozun alkoledayalı olmadığını açıklığa kavuşturuyor.
Kendileri ile yaptığım görüşmede edindiğim bir bilgi ile konuyusonuçlandıralım. "Alkole bağlı sirozda karaciğer küçülür, diğernedenlere bağlı sirozda karaciğer büyür ve büyüklüğünü korur."Atatürk'ün ilk muayene raporlarında ciğerin büyüdüğü, son raporlarda,08 Eylül tarihli raporda olduğu gibi, ciğerin büyüklüğünü sürdürdüğü,küçülmediği belirtilmektedir.
Dolayısıyla Atatürk'ün sirozu, alkole bağlı bir siroz değildir. Çünkükaraciğeri büyümüştür. Ölümü sirozdandır ama sirozu alkolden değildir.Ölümü alkolden olmamıştır.
Bu bölüme kadar Atatürk'ün ölümü üzerine konuştuk, neden öldü, neydihastalığı, detaylarıyla verdik. Peki Atatürk ya öldürülmekistendiyse... Kesinleşen tek şey Atatürkün alkolden ölmediğidir!
Sır perdesini şimdi aralıyoruz...
Bölüm 3
Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi
Atatürk acaba Masonlarca mı öldürüldü?
Atatürk bilindiği gibi İttihat ve Terakki partisinde bulunuyordu. Budönemler içerisinde dönmeler ve masonlarla sık sık karşılaşmıştır.Atatürk'e Anadolu'da ki bazı kimseler ciddi bir tavırla *****'mason'*****ünavını koyuyorlardı. Atatürk masonlukla ilgili hiç konuşmazdı. Atatürk1935'lerde telgraf üstüne telgraflar alıyordu. Masonlar Atatürk'ehoşgörülerini sunuyorlardı. Atatürk daha sonra bu masonların taksimatve ahvaline ilişkin bilgileri halk partisine vererek kapanmasınadalalet etmesini istiyordu. Atatürk 2 şeyi sevmezdi bu konuda... Birimasonlar, diğeri dönmelerdi... Çünkü masonluk Yahudi tarikatından başkaşey değildi. Memleketimizde de olmamalı , ne gerek var? sözleri ülkedeyankı buluyordu! Ve Atatürk'te sevmiyor ve saymıyordu! Daha sonrakigünlerde meclise gelen Recep Peker *****'Arkadaşlar masonluk kalmamıştır,localar kapatılmıştır'***** diyerek sözü noktalıyor ve salon alkışaboğuluyordu. Artık Atatürk'ün, milletin ve Atatürk'ün yakınarkadaşlarının istekleri de yerine başarıyla gelmiş oluyordu. Anadoluajansı 10 Ekim 1935'te gazetelerin merkezlerine *****' Masonlarınmallarının, mülklerini her şeylerinin sosyal kurumlara gönderildiğinide beyan etti'***** Ama gelin görün ki İnönü'nün emriyle 1948 yılındamasonlar tekrar devreye giriyorlar...
Bu olay yurtdışında da yankı buldu. İstiklal Savaşı gazetesindeyayınlandı. Ardından yunan gazetelerine de sıçradı. Bu olayı öğrenenyurtdışında ki masonlar Atatürkü ortadan kaldırmak amacıyla girişimlerebaşladılar. 33 dereceli farmason Bulgar yahudi kıdemli komünistmübeşşiri varnalı Avram Benaroyas yazısında *****' Mefkuremizi (Masonluğumaanlamında) imha edici darbe vuranların akıbeti , feci şartlar altındaölümdür... ... Nihayet bir gün Kremlin kati kararını verdi. Onun ölümüesrarengiz olacak ve kendine göre esrar arz edecekti. *****' İşte Atatürk'esaldırı başlamış oldu.
Doktorlar Atatürk'ün ani ölümünü asla kabul etmezler çünkü ülkede büyükbir tehlike yaratır ve suikast sonucu gittiği anlaşılır diyerektenİsmini açıklamak istemediği doktor Atatürk'e ilk vurucu darbeyi sinirorganlarına yaptı. Ve maalesef başarılı olundu. Atatürk'ün sinirorganları felce uğradı. Ve Atatürk'te zaman zaman burun kanamaları, başdönmeleri, istifralar, karşısındakini tanımama gibi sorunlar başgösterdi.
Evet, Atatürk Masonları sevmezdi. Ve zararlı oldukları için kapattırdı.Ardından masonlar Atatürk'ü yok etmek için girişimlere başladılar. Bumasonlar içinde Türk 2. Mason lideri Mustafa Hakkı Nalçaçı da vardı.
Şimdi elimizdekilere bir bakalım... Masonlar öldürdü meselesi :Masonların öldürdüğü kesin değildir. Çünkü masonlar öldürseydi, Atatürkhiçbir hastalıktan ölmemiş olacaktı. Bilindiği gibi Atatürke 4-5 adethastalık teşhisi koyuldu. Ve bu belirtiler Atatürk'te oluştu. Yani Eğermasonlar öldürseydi. Atatürk bu hastalıkları sağ geçirmiş olacaktı.Oysaki Atatürk onlarca hastalık atlattı. Ama yenildi...Atatürkmasonlarca öldürüldü iddaası net olmamakla birlikte, doktorlarcada açıkve delilli bir şekilde söylenmektedir.
Bölüm 4
Atatürk'ün İşte Asıl Ölüm Nedeni?
Elimizdeki her şeyi bir kenara koyuyoruz ve işte asıl nedenini topladığım farklı metinlerle size ispat ediyorum...
Atatürk'ün ölüm nedeni Alkole bağlı Siroz değildir. Siroz'dan ölseydiKaraciğeri şişmiş olmazdı. Farklı çeşit bir sirozdan ölseydi de böylefarklı teşhisler koyulmazdı. Sıtmadan öldü diyebiliriz.
"Atatürk'ümüz milletini kurtarmak ve çağdaş uygarlığa götürmek içincepheden cepheye koşarken iki defa yakalandığı sıtma hastalığından vetedavisi için kullanılan ilaçların bir komplikasyonu olan BantiSendromu’ndan ölmüştür. Yoksa bazı doktorlar tarafından uydurulanalkolik sirozdan ölmemiştir."
"Alkol içmeye bağlı siroz olması riski en az 10 - 15 yıl günde rakıbiriminde 3 bardak ve her gün içilmesi koşuluyla olabilir. Oysa Atatürkbu sıklıkla ve sürede içmiyordu. Ülkemizde çok daha fazla alkoltüketilmekle birlikte alkole bağlı siroz hemen hemen sıfıra yakındır."
Atatürk’e konulan alkole bağlı karaciğer sirozu teşhisinin, o dönemelde bakteriyolojik veriler olmadan konulduğunu, sirozda sıtmanın daetkili olduğunu söyledi. (Milliyet)
Bir deniz tabip albayın bu konuda yaptığı doktora tezi vardır. OradaAtatürk’e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığıgibi siroz hastası değildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı“kinin” yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, sirozadönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarındandoktor Mim Kemal’dir.
Durumu iyice fenalaştıktan sonra Celâl Bayar’ın ısrarı ile dışarıdanbir doktor getirilir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerinin buyüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur.
İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona’da nemli sıcaktan durumudaha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı’na götürülmüştü.
Peki, nasıl oldu da sirozdan öldüğü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi?
Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi. Mason locaları1935’de kapatılmasına rağmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı.“Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldüğünüduyuralım…” denir ve kabul edilir. Arkasından Yeşilay icad edilir,tarih kitaplarına da böyle girer…
Bölüm 5
Sansasyon yaratan uydurmalar...
*
Ölümü çok içki içmesindenmiş (!)
*
Ölürken iman etme teşebbüsü de pek işe yaramamış, ebediyen cehennemlik olmuş (!)
*
Ölüm saati olan 09.05 tamamen uydurmaymış (!)
*
Öldükten sonra, Hristiyanlık dini gereği elbiseler giydirilerek tabuta konmuş (!)
*
Ölürken cenaze namazı kılınmasını istememiş (!) ve cenaze namazı kılınmamış (!)
*
Katafalkın önünden geçen bazı vatandaşların belgesellerde,fotoğraflarda görülen ağlamaları, üzüntüden değil, zorla getirilmelerisırasında Jandarmanın vurduğu dipçik acısındanmış (!)
*
Gömülürken toprak bile kabul etmemiş (!)
Gerçekler
- Atatürk'ün Ölümü Alkolden Değildir!
- Saat 09.05'te Vefat Etmiştir!
- Cenaze Namazı Kılınmıştır!
- Kefen İle Tabuta Konmuştur!